Arama Sonuçları
Boş arama ile 278 sonuç bulundu
- Trafik Kazalarında Kast mı, Taksir mi? Yargıtay Kararları Işığında Olası Kast ve Bilinçli Taksir Ayrımı
Trafik Kazalarında Kast mı, Taksir mi? Trafik kazalarında yargılama süreci, yalnızca teknik ihlallerin tespitiyle sınırlı kalmayıp, failin manevi unsurunun—yani kastın veya taksirin —doğru belirlenmesiyle şekillenir. Türk Ceza Kanunu’nun 21. ve 22. maddeleri çerçevesinde, özellikle olası kast ile bilinçli taksir arasındaki ince çizgi, verilecek cezanın miktarını dramatik ölçüde değiştirmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun emsal içtihatları (özellikle 2017/904 E. ve 2019/75 K.) ve Karayolları Trafik Kanunu’nun 84. maddesi ışığında hazırladığımız bu rehber; kazanın hukuki nitelendirmesini yaparken kullanabileceğiniz pratik bir "delil kontrol listesi" sunmaktadır. Yazımızda, olaydaki öngörülebilirlik, kabullenme ve özen yükümlülüğü kavramlarını; hız, fren izi ve kamera kayıtları gibi teknik delillerle nasıl somutlaştırabileceğinizi bulacaksınız. Türk Ceza Kanunu – Kast (Madde 21) ve Taksir (Madde 22) Kast Madde 21... : (2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. ... Taksir Madde 22 : (2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir. (3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. Karayolları Trafik Kanunu – Trafik kazalarında sürücü kusurlarının tespiti (Madde 84’ten kesit) Trafik kazalarında sürücü kusurlarının tespiti ve asli kusur sayılan haller: Madde 84... : b) Taşıt giremez trafik işareti bulunan karayoluna veya bölünmüş karayolunda karşı yönden gelen trafiğin kullandığı şerit, rampa ve bağlantı yollarına girme, c) İkiden fazla şeritli taşıt yollarında, karşı yönden gelen trafiğin kullandığı şerit veya yol bölümüne girme, d) Arkadan çarpma, e) Geçme yasağı olan yerlerde geçme, f) Doğrultu değiştirme manevralarını yanlış yapma, g) Şeride tecavüz etme, h) Kavşaklarda geçiş önceliğine uymama, i) Kaplamanın dar olduğu yerlerde geçiş önceliğine uymama, j) Manevraları düzenleyen genel şartlara uymama, k) Yerleşim birimleri dışındaki karayolunun taşıt yolu üzerinde, zorunlu haller dışında park etme veya duraklama ve her durumda gerekli tedbirleri almama, l) Park için ayrılmış yerlerde veya taşıt yolu dışında kurallara uygun olarak park edilmiş araçlara çarpma, Hallerinde asli kusurlu sayılırlar. ... İçtihat çerçevesi: olası kast – bilinçli taksir ayrımı ve bilirkişinin sınırı Ceza Genel Kurulu 2017/904 E. , 2018/10 K. Kast, olası kast, bilinçli taksir ve taksir arasındaki ilişkiyi kısaca özetlemek gerekirse; gerçekleşmesi muhakkak görünen neticenin failce bilinmesi ve istenmesi halinde doğrudan kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir, öngörülebilir neticenin özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmiş olması nedeniyle öngörülmediği hallerde ise basit taksir söz konusu olacaktır 8. Ceza Dairesi 2010/8-51 E.,2010/162 K. Gerek olası kastta gerekse bilinçi taksirde, sonuç fail tarafından öngörülmektedir Bilinçi taksirde, öngörülen ve gerçekleşen netice istenmemekte, olası kastta ise istenmemesine rağmen fail tarafından kabullenilmektedir Olası kastta fail, öngördüğü sonucun meydana gelmesini kabullenip, sonucun meydana gelmemesi için herhangi bir önlem almazken, bilinçli taksirde fail neticeyi öngermesine rağmen, şansa veya başka etkenlere hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek, öngörülen sonucun gerçekleşmeyeceği inancıyla hareket etmektedir Ceza Genel Kurulu 2017/704 E. ,2019/75 K. Taksir dolayısıyla kusurun belirlenmesi normatif değerlendirmeyle mümkün olmakla birlikte, somut olayda dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlâl edilip edilmediğinin belirlenmesi açısından bilirkişi incelemesi yaptırılabilir... Keza, ölüm veya yaralanma ile sonuçlanan bir trafik kazasında, sürücülerin trafik kurallarına uyup uymadıklarının, hangi trafik kuralının ne suretle ihlâl edildiğinin, trafiğe çıkarılan aracın teknik bakımdan herhangi bir arızası olup olmadığının belirlenmesi açısından da bilirkişi incelemesi yapılabilir... Ancak, bu durumlarda bilirkişinin yapacağı inceleme, işin tekniği ile sınırlı olmalıdır Bunun dışında, bilirkişi tarafından münhasıran hâkimin yetkisinde bulunan kusurluluk konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmamalıdır Bu içtihatlar birlikte okunduğunda şunu verir: Trafik kazasında kast/taksir ayrımı “delile dayalı” yapılır ; teknik veriler (hız, fren, görüş, mesafe, yol şartı) bilirkişilik konusudur ama “kast mı var, taksir mi var” nihai olarak hâkimin normatif değerlendirmesidir. Trafik kazasında kast/taksir ayrımı: Delil Kontrol Listesi Aşağıdaki kontrol listesi, dosyayı (1) olası kast , (2) bilinçli taksir , (3) basit taksir , (4) illiyet bağını kesen hal (mücbir sebep/üçüncü kişi/kaza-tesadüf) eksenlerinde sağlamlaştırmak için pratik bir “dosya toplama ve tartışma” şablonudur. 1) Olayın “öngörülebilirlik” düzeyini gösteren deliller (manevi unsurun kalbi) Kast/taksir ayrımında ilk soru şudur: Netice (ölüm/yaralanma) sürücü tarafından öngörülebilir miydi? Olası kast & bilinçli taksirde ortak nokta: öngörme vardır.- Basit taksirde: öngörmeme (ama öngörmesi beklenirdi) vardır. Toplanacak deliller: Yol geometrisi: viraj, eğim, kavşak, bölünmüş yol, şerit sayısı Görüş: gece/gündüz, yağış/sis, aydınlatma, görüşe engel bina/araç/bitki Uyarı ve yasaklar: hız limiti, “dur”, “girilmez”, “geçme yasağı” vb. işaretler Trafik yoğunluğu: yaya/araç yoğunluğu (özellikle yerleşim içi) “Özel riskli alan” verisi: okul, hastane, yaya geçidi, kavşak Bu deliller, sürücünün “bunu yaparsam birine çarpabilirim” öngörüsünü objektifleştirir. 2) Sürücü davranışını “kabullenme mi / güvenme mi” diye ayıran deliller (olası kast – bilinçli taksir çizgisi) İçtihatların çizdiği ayrım (kabullenme vs kendi becerisine/şansa güvenme) pratikte şu delillerle tartışılır: 2.1. Israrlı ve zincirleme tehlikeli davranışlar Çok uzun süre aşırı hız (tek anlık değil) Sürekli makas, şerit ihlali, ters yön (özellikle bölünmüş yolda) Takip mesafesine hiç uymama + fren izinin olmaması + kaçınma manevrası yokluğu 2.2. Neticeyi önlemeye yönelik “hiçbir” girişim olup olmaması Fren izi var mı? (yoksa “son an refleksi” bile olmayabilir) Direksiyon kaçınma izi var mı? Korna/selektör? Hız düşürme emareleri? Olası kast argümanında genelde “neticeyi engelleyici hiçbir hareket yok” vurgusu; bilinçli taksir argümanında “engellemeye çalıştı ama geç kaldı / yanlış değerlendirdi” vurgusu öne çıkar. 2.3. Sürücü beyanı ve iletişim kayıtları Olay öncesi mesajlar: “çarpar geçerim”, “kasıtlı gireceğim” gibi ifadeler Tanık anlatımları: “olursa olsun dedi” gibi Olay sonrası beyanlar tek başına belirleyici değildir ama destekleyebilir 3) “Hız” ve “fren/çarpışma mekaniği” delilleri (teknik omurga) Kast/taksir tartışması çoğu dosyada teknik veriye oturur. Temel deliller: EDR (Event Data Recorder) / araç beyni verisi (varsa): hız, fren, gaz, kemer, çarpışma anı Tachograph (ticari araçlarda) Kamera kayıtları : MOBESE, iş yeri kamerası, araç içi kamera Fren izi analizi : uzunluk, başlangıç noktası, yol yüzeyi Çarpışma açısı ve deformasyon : hızın tahmini, çarpma şiddeti Ekspertiz : ABS/ESP çalışması, lastik durumu Bu deliller, “öngörülebilirlik” ve “önlem alma/almama” tartışmasını somutlaştırır. 4) Trafik kural ihlali delilleri (kusurun tipi: KTK 84 ve yönetmelik) Kast/taksir ayrımı ceza hukuku meselesi olmakla birlikte, mahkeme pratikte sürücünün hangi kuralı nasıl ihlal ettiğine bakar. Bu aşamada kullanılacak deliller: Kaza tespit tutanağı, kroki, fotoğraflar Şerit/iz tespiti (şeride tecavüz, ters yön vb.) Geçiş önceliği (kavşak, tali/asli yol) “Girilmez” / “tek yön” ihlali (özellikle bölünmüş yol ters yön) Arkadan çarpma (takip mesafesi, dikkat) Not: KTK m.84 “asli kusur halleri” kusur dağılımında önemlidir; ancak “asli kusur var” demek kendiliğinden “kast var” demek değildir. Kast, ek olgularla desteklenir (özellikle öngörü/kabullenme). 5) Alkol/uyuşturucu ve sürüş yeterliliği delilleri (manevi unsurun güçlendirilmesi ama tek başına yetmez) Toplanacak deliller: Alkolmetre ölçümü, kan tahlili, numune zinciri Uyuşturucu taraması Ehliyet durumu, sürücü belgesi sınıfı, daha önceki ihlaller Aşırı yorgunluk/uykusuzluk (vardiya kayıtları, HTS, çalışma çizelgesi) Bunlar çoğunlukla taksirin ağırlığını (basit/bilinçli) artıran veriler olarak tartışılır. Olası kast iddiası için genelde tek başına yeterli görülmez; “riskin kabullenildiğini” gösteren başka olgular aranır. 6) Yol-kusur / üçüncü kişi / mücbir sebep delilleri (illiyet bağını kesebilir) Ceza sorumluluğunda kritik savunma/itiraz alanı: “Bu kaza sürücünün kusurundan değil, dış etkenlerden oldu” iddiası. Toplanacak deliller: Yol bakım-onarım kusuru, çukur, bariyer eksikliği, işaretleme yokluğu Trafik lambası arızası, görüşü engelleyen geçici unsur Üçüncü aracın tehlikeli manevrası (temas olmasa bile “sonuca etkisi” tartışılır) Ani hayvan çıkması, taş düşmesi, doğal olay (mücbir sebep iddiası) Bu kısım, taksiri azaltma veya kusuru kaldırma yönünde kullanılabilir; olası kast iddiasını zayıflatabilir. 7) Yaralanma/ölüm neticesi ve nedensellik delilleri (netice–fiil bağı) Toplanacak deliller: Adli Tıp raporu: ölüm nedeni, yaralanma ağırlığı, kemer etkisi Hastane kayıtları, epikriz Olay yeri ve araç içi konumlandırma (kim nerede oturuyordu?) Emniyet kemeri takılı mıydı? (kusurun/illiyetin değerlendirilmesinde tartışılır) 8) Dijital delil güvenliği (özellikle kamera/telefon kayıtlarında) Kamera kaydı “var” demek yetmez; “sağlam delil” olması gerekir: Orijinal kayıt nerede? DVR cihazı mı, kopya mı? Kayıt kesintisiz mi? Saat doğru mu? Hash ile doğrulama, kopyalama tutanağı Görüntü inceleme uzman mütalaası / bilirkişi incelemesi Bu kısım, “kayıt montaj” iddialarını bertaraf etmek veya gerçekten montaj varsa ortaya koymak için önemlidir. Sonuç / Özet Trafik Kazalarında Kast mı, Trafik kazasında kast/taksir ayrımı; yalnızca “kural ihlali var mı” ile değil, neticenin öngörülebilirliği ve sürücünün neticeye karşı tutumu ( kabullenme mi, gerçekleşmeyeceğine güvenme mi, yoksa hiç öngörmeme mi ) üzerinden yapılır. Bu ayrımı sağlam kurmak için; kamera kayıtları, hız-fren verileri, olay yeri ölçümü, işaret-uyarı kayıtları, tanık/beyan ve dijital delil güvenliği birlikte değerlendirilmelidir. En kritik delil seti: “hız/fren/kaçınma + görüntü + yol/işaret durumu + sürücü beyan/iletişimi” kombinasyonudur.
- Kast ve Taksir Arasındaki Fark Nedir? Yargıtay Kararlarıyla Olası Kast ve Bilinçli Taksir Ayrımı
Türk Ceza Kanunu – Kast (Madde 21) Kast Madde 21- (1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. (2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir. Türk Ceza Kanunu – Taksir (Madde 22) Taksir Madde 22- (1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır. (2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir. (3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. (4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir. 1) Kast ve taksir arasındaki temel fark (çekirdek ayrım) Kast (TCK m.21) Fail, suçun kanuni tanımındaki unsurları bilerek ve isteyerek gerçekleştirir. Yani sonuç (netice) failin iradesinin içindedir: “Bunu yapıyorum ve bunun olmasını istiyorum.” Taksir (TCK m.22) Failin davranışı iradidir; ancak suçun neticesi istenmez . Netice, “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık” nedeniyle meydana gelir. Basit taksirde netice öngörülmemiştir (öngörülseydi önlenebilirdi). Bilinçli taksirde netice öngörülmüştür ama istenmemiştir ; buna rağmen gerekli özen gösterilmediği için netice doğmuştur. Kısaca: Kast = biliyor + istiyor Taksir = istemiyor (öngörse bile istemez; fark, öngörüp öngörmemesinde) 2) Uygulamada en çok karışan yer: olası kast – bilinçli taksir Hem olası kast (TCK 21/2) hem bilinçli taksir (TCK 22/3) için ortak nokta: Fail neticenin meydana gelebileceğini öngörür . Ayırıcı nokta ise failin neticeye karşı iç tutumu/iradesidir: Olası kast : Netice olursa “olursa olsun / kabulleniyorum” tutumu (kayıtsızlık-kabullenme). Bilinçli taksir : “Olmasın” diye düşünür; neticeyi istememekle kalmaz, genellikle gerçekleşmeyeceğine dair bir beklentiyle hareket eder; ama yine de gereken özeni göstermediği için netice olur. Bu ayrımı Yargıtay/Ceza Genel Kurulu kararları çok net formüle ediyor: Ceza Genel Kurulu 2017/739 E. ,2020/307 K. Öte yandan olası kastta neticenin gerçekleşmesi muhtemel iken, doğrudan kastta muhakkaktır. Yine doğrudan kastta fail neticeyi bilip istediği hâlde, olası kastta neticenin meydana gelmesini kabullenmekte, olursa olsun düşüncesiyle hareket etmekte ve sonucun oluşmasını engelleyici girişimde bulunmamaktadır. Taksir ise TCK'nın 22/3. maddesinde, 'Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir' biçiminde tanımlanmıştır. Ceza Genel Kurulu 2014/619 E. ,2015/80 K. Kast, olası kast, taksir ve bilinçli taksir arasındaki ilişkiyi kısaca özetlemek gerekirse; gerçekleşmesi muhakkak görünen neticenin failce bilinmesi ve istenmesi halinde doğrudan kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmek suretiyle sonucun meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir, öngörülebilir neticenin objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmiş olması nedeniyle öngörülmediği hallerde ise basit taksir söz konusu olacaktır. 12. Ceza Dairesi 2022/4216 E. ,2023/5001 K. Neticenin bilinmesi ve istenmesi halinde doğrudan kast, neticenin gerçekleşme olasılığının öngörülmesi ve gerçekleşmesine kayıtsız kalınması halinde ise olası kasttan söz edilir. ... Failin iradi bir eylemi gerçekleştirirken, öngörülmesi mümkün olan sonucu öngörmesi, ancak istememesine rağmen bu sonucun gerçekleşmemesi yönünde gerekli özeni göstermeden iradi eylemini sürdürmesi halinde, kusurunun bilinçli taksire dayalı olduğunu kabul etmek gerekir. 3) Kast ve taksir farkını “unsurlar” üzerinden parçalayalım (A) Zihinsel unsur (manevi unsur) Kast: Bilme + isteme (TCK 21/1). Taksir: İsteme yok; ya öngörmemiş (22/2) ya öngörmüş ama istememiş (22/3). (B) Neticeye bakış Kastta : Netice fail için “hedeflenen” veya en azından “kabullenilen” bir şeydir. Taksirde : Netice fail için “istenmeyen” bir şeydir (failin hedefi değildir). (C) Cezalandırmanın kapsamı Kast: Genel kural; suçlar kural olarak kasten işlenir. Taksir: İstisna; TCK 22/1 gereği “kanunun açıkça belirttiği hallerde” cezalandırılır. Yani kanunda “taksirle de işlenebilir” düzenlemesi yoksa, taksirle işleniş cezalandırılamaz. (D) Ceza miktarına etkisi Olası kast (21/2): Bazı suçlarda ceza indirimi öngörülür (metinde sayılan oran/sonuçlar). Bilinçli taksir (22/3): Taksirli suçun cezası 1/3 – 1/2 artırılır . Basit taksir: Artırım yok; kusura göre belirleme (22/4). 4) Günlük örneklerle (hukuki kavramı oturtmak için) Aşağıdaki örnekler “genel mantığı” anlatır; her somut olayda delillere göre farklı nitelendirme yapılabilir: Kast örneği: Birine bilerek bıçakla saldırmak ve yaralamak. Netice (yaralama) bilinir ve istenir. Olası kast örneği: Kalabalık bir yere doğru ateş etmek: “Birine isabet edebilir” öngörüsü vardır ve buna rağmen eylem sürdürülür; netice olursa “kabullenme” vardır. Bilinçli taksir örneği: Aşırı hızla araç kullanmak: “Kaza olabilir” öngörülür; ama “olmaz ya” denilerek sürüş sürdürülür (netice istenmez). Basit taksir örneği: Dikkatsizlikle kırmızı ışığı fark etmeyip geçmek (öngörmeme + özen eksikliği) ve kazaya sebebiyet vermek. 5) Uygulamada mahkemenin baktığı tipik “ayırt edici göstergeler” Olası kast mı bilinçli taksir mi tartışmalarında, mahkemeler genellikle şu göstergelere odaklanır (delillerle): Failin eylem öncesi/sırası sözleri (“olursa olsun”, “banane” gibi) Neticeyi önlemek için tedbir alıp almadığı Neticeye yol açan riskin büyüklüğü ve barizliği Eylemin sürdürülme ısrarı, alternatif davranış imkânı varken seçmemesi Olay sonrası davranışlar tek başına belirleyici olmamakla birlikte destekleyici olabilir Ceza Genel Kurulu’nun özetlediği çerçeve tam da bu ayırıma dayanır: öngörü var, mesele kabullenme mi / istememe mi . Sonuç / Özet Kast (TCK 21) : Suçun unsurlarını bilerek ve isteyerek gerçekleştirmektir.- Taksir (TCK 22) : Netice istenmeden , dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle meydana gelir. En kritik ayrım: Olası kastta netice kabullenilir , bilinçli taksirde netice istenmez (öngörü olsa bile).- Taksir, kanunda açıkça düzenlenmişse cezalandırılır (TCK 22/1). Bu, uygulamada çok belirleyicidir.- Özellikle olası kast–bilinçli taksir ayrımı , cezanın türü ve miktarı bakımından çoğu dosyada belirleyici hale gelir.
- Casus ve Zararlı Yazılım Tespiti: Türk Hukukunda Yasal Çerçeve ve Çözümler – Aslan Kriminal
Casus ve zararlı yazılımların tespiti konusu, Türk hukukunda hem ceza hukuku, hem kişisel verilerin korunması hukuku, hem de siber güvenlik mevzuatı kapsamında geniş bir yasal çerçeveye sahiptir. Bu tür yazılımlar, bireylerin özel hayatının gizliliğini ihlal etmekten devlet sırlarını ele geçirmeye kadar geniş bir yelpazede hukuka aykırı eylemlere zemin hazırlayabilir. Bu nedenle, casus ve zararlı yazılımların tespiti, hem hukuki bir yükümlülük hem de suçla mücadelede kritik bir adımdır. Yasal Çerçeve Türk hukukunda casus ve zararlı yazılımların tespiti ve bunlarla mücadele, temel olarak Türk Ceza Kanunu (TCK), Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK), Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ve ilgili özel mevzuatlarla düzenlenmektedir. Bu düzenlemeler, kişisel verilerin korunması, bilişim sistemlerinin güvenliği ve devlet sırlarının muhafazası gibi önemli hukuki değerleri güvence altına almayı amaçlar. Bilişim sistemlerine hukuka aykırı müdahaleler, veri ihlalleri ve zararlı yazılımların kullanımı, TCK'da "Bilişim Alanında Suçlar" başlığı altında ele alınmıştır. Ayrıca, kişisel verilerin korunması, KVKK ile özel bir düzenlemeye tabi tutulmuş, veri sorumlularına önemli yükümlülükler getirilmiştir. Devletin siber güvenliği ve istihbarat faaliyetleri ise özel kanunlarla düzenlenmekte olup, bu kapsamda casus yazılımların tespiti ve önlenmesi büyük önem taşımaktadır. Casus ve Zararlı Yazılımların Hukuki Tanımı ve Kapsamı Casus yazılım (spyware) ve zararlı yazılım (malware) terimleri, hukuki metinlerde doğrudan tanımlanmasa da, bu yazılımların yol açtığı eylemler TCK kapsamında suç teşkil etmektedir. Casus yazılımlar genellikle kişisel verileri, iletişimleri veya sistemdeki diğer bilgileri gizlice toplama ve aktarma amacı güderken; zararlı yazılımlar (virüs, truva atı, fidye yazılımı vb.) sistemin işleyişini bozma, verilere zarar verme, yok etme veya erişimi engelleme gibi amaçlarla kullanılır. Bu tür yazılımların hukuki kapsamı, Türk Ceza Kanunu'nun ilgili maddeleriyle belirlenir: TÜRK CEZA KANUNU Bilişim sistemine girme Madde 243- (1) Bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına, hukuka aykırı olarak giren veya orada kalmaya devam eden kimseye bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir. ... (4) (Ek: 24/3/2016-6698/30 md.) Bir bilişim sisteminin kendi içinde veya bilişim sistemleri arasında gerçekleşen veri nakillerini, sisteme girmeksizin teknik araçlarla hukuka aykırı olarak izleyen kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=5237&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 Bu madde, casus yazılımların temel işlevlerinden biri olan bilişim sistemine hukuka aykırı girişi ve veri nakillerini izlemeyi doğrudan suç kapsamına almaktadır. TÜRK CEZA KANUNU Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme Madde 244- (1) Bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=5237&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 Bu madde ise zararlı yazılımların neden olduğu sistem engelleme, bozma, veri yok etme veya değiştirme gibi eylemleri cezalandırmaktadır. TÜRK CEZA KANUNU Kişisel verilerin kaydedilmesi Madde 135- (1) Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=5237&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 Casus yazılımların en temel amaçlarından biri olan kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi de bu madde kapsamında suç teşkil eder. TÜRK CEZA KANUNU Yasak cihaz veya programlar Madde 245/A- (Ek: 24/3/2016-6698/30 md.) (1) Bir cihazın, bilgisayar programının, şifrenin veya sair güvenlik kodunun; münhasıran bu Bölümde yer alan suçlar ile bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenebilen diğer suçların işlenmesi için yapılması veya oluşturulması durumunda, bunları imal eden, ithal eden, sevk eden, nakleden, depolayan, kabul eden, satan, satışa arz eden, satın alan, başkalarına veren veya bulunduran kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=5237&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 Bu madde, casus ve zararlı yazılımların kendisinin üretilmesi, dağıtılması veya bulundurulmasını da suç kapsamına alarak, bu tür yazılımlarla mücadelede önemli bir önleyici rol oynamaktadır. Casus ve Zararlı Yazılımların Tespiti ve Hukuki Sonuçları Casus ve zararlı yazılımların tespiti, hem bireysel hem de kurumsal düzeyde bilgi güvenliğinin sağlanması ve hukuki yükümlülüklerin yerine getirilmesi açısından kritik öneme sahiptir. Tespit edilen durumlarda ortaya çıkan hukuki sonuçlar, eylemin niteliğine ve etkilerine göre farklılık gösterir. 1. Ceza Hukuku Boyutu Casus ve zararlı yazılımların kullanılmasıyla işlenen suçlar, TCK'nın yukarıda belirtilen maddeleri kapsamında cezalandırılır. Bu suçların tespiti genellikle adli soruşturmalar neticesinde gerçekleşir. Ceza Genel Kurulu 2018/243 E. , 2023/160 K. Görüldüğü üzere kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunun düzenlendiği maddede, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları bir aletle dinleme veya ses alma cihazı ile kaydetme, katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi ses alma cihazı ile kaydetme, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri hukuka aykırı olarak ifşa etme olmak üzere üç ayrı suç tipi tanımlanmıştır Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçu ile kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların gizliliği korunmakta; kişilerin, konuşmalarının gizli kaldığı hususunda herhangi bir tereddüt yaşamadan serbestçe sözlü açıklamada bulunmaları amaçlanmaktadır Ayrıca, aleni olmayan konuşmalar, özel yaşam alanına dâhil olup kime, ne zaman, ne söyleyeceği konusunda her daim endişe duyan kişi, özel yaşamını sağlıklı bir biçimde şekillendiremez Ortaya çıkan bu durum, sosyal yaşamın ve toplumsal etkileşimin, üzerinde önemli bir rol oynadığı insanın kişiliğini, dolayısıyla da manevi varlığını geliştirme hakkını ihlâl edici mahiyettedir İçtihatın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz. Ceza Genel Kurulu 2018/243 E. , 2023/160 K. Bu içtihat, casus yazılımların ses kaydı gibi eylemlerle özel hayatın gizliliğini ihlal etmesi durumunda uygulanacak hükümleri ve bu suçun koruduğu hukuki değeri açıkça ortaya koymaktadır. 19. Ceza Dairesi 2017/3325 E. , 2018/11147 K. Anılan suç bir tehlike suçu olup; suçun tamamlanması için bir zararın ortaya çıkması da aranmamaktadır Kişisel verilerin korunması suçuyla kişilerin manevi rahatlığının da güvenceye alınması amaçlanmaktadır (Akdağ, s. 98) Kısacası, modern toplumda “özel hayat” kavramının kapsamı “kişisel verilerin korunması ihtiyacı” karşısında daha bir derinlik ve özel mânâ kazanmıştır Gerçekten, gelişen teknoloji karşısında kişisel verilerin hızla depolanabileceği, iletilebileceği vb. faaliyetler düşünüldüğünde bu alandaki koruma ihtiyacının önemi ortadadır Bu anlamda kişisel verilerin korunmasının modern ve global dünyadaki hayatiyeti gözetilerek bu alanın ceza hukuku normları ile korunmasına da ihtiyaç duyulmuştur İçtihatın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz. 19. Ceza Dairesi 2017/3325 E. , 2018/11147 K. Bu karar, kişisel verilerin korunması suçunun tehlike suçu olduğunu ve zararın ortaya çıkmasının aranmadığını vurgulayarak, casus yazılımların sadece varlığının bile hukuki sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir. 2. Kişisel Verilerin Korunması Boyutu Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK), casus ve zararlı yazılımların kişisel verilere yönelik tehditlerine karşı veri sorumlularına önemli yükümlülükler getirmektedir. KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI KANUNU Veri güvenliğine ilişkin yükümlülükler MADDE 12- (1) Veri sorumlusu; a) Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek, b) Kişisel verilere hukuka aykırı olarak erişilmesini önlemek, c) Kişisel verilerin muhafazasını sağlamak, amacıyla uygun güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almak zorundadır. ... (5) İşlenen kişisel verilerin kanuni olmayan yollarla başkaları tarafından elde edilmesi hâlinde, veri sorumlusu bu durumu en kısa sürede ilgilisine ve Kurula bildirir. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=6698&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 Bu maddeye göre, veri sorumluları, casus veya zararlı yazılımlar aracılığıyla kişisel verilere hukuka aykırı erişimi veya işlenmesini önlemek için gerekli teknik ve idari tedbirleri almakla yükümlüdür. Bir ihlal durumunda ise ilgili kişilere ve Kişisel Verileri Koruma Kurulu'na bildirim yapma zorunluluğu bulunmaktadır. AİHM - Big Brother Watch ve diğerleri/ Birleşik Krallık Davasında, Dosya No : 58170/13, Tarih : 2021-05-25 Bu koşullar gerçekleştiğinde vatandaşlarımız en güvenli ve en kabul gören düşünceler dışındaki şeyleri ifade etmekten ve en kabul gören kişiler dışındakilerle bağlantı kurmaktan korkacaktır Anayasanın öngördüğü özgürlük kaybolacaktır.” 9. Sonuç olarak, toplu gözetime ve toplanan bilgilerin daha etkili kullanılmasına imkan veren yeni teknolojiler, mahremiyete ve kişisel verilerin kötüye kullanılmasına yönelik tehditleri artmıştır Bu tehdit ve risklerin büyük oranda gerçekleştiği ya da yukarıda bahsedilen sonuçlara yol açtığı yönünde bir çıkarıma varmak gibi bir niyetimiz bulunmamaktadır Ancak, meydana gelebilecek suistimalleri önleyebilecek, tespit edebilecek ve yaptırım uygulayabilecek bir sistem tasarlarken söz konusu hususların mevcudiyetinden haberdar olunmalıdır İçtihatın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz. AİHM - Big Brother Watch ve diğerleri/ Birleşik Krallık Davasında, Dosya No : 58170/13, Tarih : 2021-05-25 AİHM kararı, yeni teknolojilerin mahremiyete yönelik tehditlerini ve suistimalleri önleyebilecek, tespit edebilecek ve yaptırım uygulayabilecek sistemlerin önemini vurgulayarak, KVKK'nın getirdiği yükümlülüklerin uluslararası insan hakları standartlarıyla uyumunu göstermektedir. 3. Devlet Güvenliği ve İstihbarat Boyutu Casus yazılımlar, özellikle devlet sırlarının ele geçirilmesi, casusluk faaliyetleri veya terörle mücadele gibi alanlarda ciddi tehditler oluşturabilir. Bu tür durumlarda, casus yazılımların tespiti ve etkisiz hale getirilmesi, milli güvenlik açısından hayati öneme sahiptir. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma Madde 134- (1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması halinde, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilir. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=5271&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 CMK'nın bu maddesi, adli soruşturmalarda casus veya zararlı yazılımların tespiti amacıyla bilişim sistemlerinde arama, kopyalama ve el koyma işlemlerinin hukuki dayanağını oluşturur. ANAYASA MAHKEMESİ GENEL KURUL suçların tespit edilmesini engellemek için delilleri yok ettikleri (Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığının bir projesinin kullanıcı bilgilerini sildikleri) iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 2014/74480 sayılı soruşturma başlatılmıştır (AYM, E.2016/6 (D İşler), K.2016/12, 4/8/2016, § 16/e). iv FETÖ/PDY mensubu olduğu ileri sürülen bazı kamu görevlileri hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı, Başbakan Yardımcıları, Bakanlar ve Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı’nın da aralarında olduğu üst düzey devlet yetkililerine verilen ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu tarafından üretilen kriptolu telefonları casusluk amacıyla dinledikleri iddiasıyla Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinde E.2015/202 sayılı kamu davası açılmıştır (AYM, E.2016/6 (D İşler), K.2016/12, 4/8/2016, § 16/f). İçtihatın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz. ANAYASA MAHKEMESİ GENEL KURUL Bu AYM kararı, casusluk amacıyla kriptolu telefonların dinlenmesi ve delillerin yok edilmesi gibi eylemlerin soruşturma konusu yapıldığını göstererek, casus yazılımların devlet güvenliğine yönelik tehditlerini ve bu alandaki hukuki mücadeleyi somutlaştırmaktadır. AİHM - YÜKSEL YALÇINKAYA/TÜRKİYE DAVASI, Dosya No : 15669/20, Tarih : 2023-09-26 ... g) Telekomünikasyon kanallarından geçen dış istihbarat, millî savunma, terörizm ve uluslararası suçlar ile siber güvenlikle ilgili verileri toplayabilir ... (2) "Bu Kanunun 4 üncü maddesinde sayılan görevlerin yerine getirilmesi amacıyla Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen temel niteliklere ve demokratik hukuk devletine yönelik ciddi bir tehlikenin varlığı halinde Devlet güvenliğinin sağlanması, casusluk faaliyetlerinin ortaya çıkarılması, Devlet sırrının ifşasının tespiti ve terörist faaliyetlerin önlenmesine ilişkin olarak, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Teşkilat Başkanı veya yardımcısının yazılı emriyle telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim tespit edilebilir, dinlenebilir, sinyal bilgileri değerlendirilebilir, kayda alınabilir İçtihatın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz. AİHM - YÜKSEL YALÇINKAYA/TÜRKİYE DAVASI, Dosya No : 15669/20, Tarih : 2023-09-26 Bu AİHM kararı, devletin milli güvenlik, terörizm ve siber güvenlik gibi alanlarda telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimi tespit etme, dinleme ve kaydetme yetkisini, belirli hukuki güvenceler altında kullanabileceğini belirtmektedir. Bu durum, casus yazılımların tespiti ve önlenmesi için devletin sahip olduğu yetkileri göstermektedir. 4. Sektörel Yükümlülükler Bazı sektörlerde, özellikle finans gibi hassas alanlarda faaliyet gösteren kuruluşlara, siber olay yönetimi ve bilgi güvenliği konusunda özel yükümlülükler getirilmiştir. ÖDEME VE ELEKTRONİK PARA KURULUŞLARININ BİLGİ SİSTEMLERİ İLE ÖDEME HİZMETİ SAĞLAYICILARININ ÖDEME HİZMETLERİ ALANINDAKİ VERİ PAYLAŞIM SERVİSLERİNE İLİŞKİN TEBLİĞ Olay yönetimi ve siber olaylar Madde 7... : (3) Kuruluş, müşterileri ve Kişisel Verileri Koruma Kurulunu, hassas müşteri verilerinin ya da kişisel verilerin sızmasına ya da ifşasına yol açan bir siber olayın yaşanması veya kişisel verilerin kanuni olmayan yollarla başkaları tarafından elde edilmesi hallerinde mümkün olan en kısa süre içerisinde bilgilendirir. (5) Kuruluş, siber olayları da olay yönetimi kapsamında ele alır ve mevzuata uygun şekilde tesis edeceği siber olay yönetimi ve siber olaya müdahale süreci kapsamında Bankaya gerekli bildirimleri yapar. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=39081&mevzuatTur=9&mevzuatTertip=5 Bu tebliğ, ödeme ve elektronik para kuruluşlarına siber olayları (casus/zararlı yazılım saldırıları dahil) tespit etme, yönetme ve ilgili mercilere bildirme yükümlülüğü getirmektedir. 5. Hukuki Sorumluluk ve Tazminat Casus veya zararlı yazılımlar nedeniyle bir zarar meydana gelmesi halinde, zarar gören kişiler Türk Borçlar Kanunu (TBK) hükümleri uyarınca tazminat talep edebilirler. TÜRK BORÇLAR KANUNU Genel olarak Madde 49- Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=6098&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 Bu madde, casus veya zararlı yazılımlar nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararların tazminini talep etme hakkının genel hukuki dayanağını oluşturur. Önleyici ve Tespit Edici Tedbirler Hukuk, casus ve zararlı yazılımların yol açtığı zararları cezalandırmanın yanı sıra, bu tür olayların önlenmesi ve tespit edilmesi için de çeşitli yükümlülükler öngörmektedir. Özellikle veri sorumluları ve kritik altyapı işletmecileri, siber güvenliğe ilişkin gerekli teknik ve idari tedbirleri almak zorundadır. SİBER GÜVENLİK KANUNU Sorumluluklar ve iş birliği Madde 7- (1) Bu Kanun kapsamında yer alan ve bilişim sistemleri kullanmak suretiyle hizmet sunan, veri toplayan, işleyen ve benzeri faaliyet yürütenlerin siber güvenliğe ilişkin görev ve sorumlulukları şunlardır: b) Siber güvenliğe yönelik olarak milli güvenlik, kamu düzeni veya kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi amacıyla mevzuatın öngördüğü tedbirleri almak, hizmet sundukları alanda tespit ettikleri zafiyet veya siber olayları gecikmeksizin Başkanlığa bildirmek. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=7545&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 Bu kanun (gelecekte yürürlüğe girecek olsa da), siber güvenlik tedbirlerinin alınması ve siber olayların (casus/zararlı yazılım saldırıları dahil) tespit edildiğinde ilgili Başkanlığa bildirilmesi yükümlülüğünü açıkça belirtmektedir. Sonuç / Özet Casus ve zararlı yazılımların tespiti, Türk hukukunda çok yönlü bir konudur. Bu yazılımların kullanılmasıyla işlenen eylemler, Türk Ceza Kanunu kapsamında bilişim suçları ve kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi suçlarını oluşturur. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, veri sorumlularına bu tür yazılımlara karşı gerekli güvenlik tedbirlerini alma ve ihlal durumunda bildirim yapma yükümlülüğü getirir. Ceza Muhakemesi Kanunu, adli soruşturmalarda dijital delillerin toplanması için yasal prosedürleri belirlerken, devlet güvenliği ile ilgili durumlarda özel yetkiler kullanılabilir. Ayrıca, siber güvenlik mevzuatı ve sektörel tebliğler, kuruluşlara önleyici ve tespit edici tedbirler alma ve siber olayları bildirme sorumluluğu yükler. Bu tür yazılımlar nedeniyle zarar görenler, Türk Borçlar Kanunu uyarınca tazminat talep etme hakkına sahiptir. Ek Hukuki Adımlar ve Öneriler Danışmanlık Alın: Casus veya zararlı yazılım şüphesi veya tespiti durumunda, derhal aslan kriminalden inceleme yaptırmanız önemlidir. Delillerin Toplanması ve Muhafazası: Aslan Kriminal vasıtasıyla tespit edilen yazılıma ilişkin tüm dijital delillerin (log kayıtları, sistem görüntüleri, yazılımın kendisi vb.) adli bilişim standartlarına uygun şekilde toplanması ve muhafaza edilmesi gerekmektedir. Bu deliller, olası bir ceza davasında veya tazminat talebinde kritik öneme sahip olacaktır. İlgili Kurumlara Bildirim: Kişisel Veri İhlali Durumunda: Eğer casus veya zararlı yazılım kişisel verilerinize erişmiş veya bunları ifşa etmişse, Kişisel Verileri Koruma Kurumu'na ve ilgili kişilere KVKK Madde 12/5 uyarınca bildirimde bulunmanız gerekebilir. Suç Duyurusu: TCK kapsamında bir suçun işlendiği kanaatindeyseniz, Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunmalısınız. Sektörel Bildirimler: Faaliyet gösterdiğiniz sektöre özel düzenlemeler (örneğin finans sektörü için BDDK'ya) varsa, ilgili kurumlara bildirim yükümlülüklerinizi yerine getirmelisiniz. Sistem Güvenliğinin Artırılması: Tespit sonrası, benzer olayların tekrarını önlemek amacıyla bilişim sistemlerinizin güvenlik açıklarını kapatmalı, güncel güvenlik yazılımları kullanmalı ve çalışanlarınıza siber güvenlik farkındalık eğitimleri vermelisiniz. Tazminat Davası: Uğradığınız maddi veya manevi zararlar için, zarara neden olan kişi veya kurumlara karşı Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca tazminat davası açma hakkınız bulunmaktadır. Kaynaklar: TÜRK CEZA KANUNU (Kanun No: 5237): https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=5237&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI KANUNU (Kanun No: 6698): https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=6698&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (Kanun No: 5271): https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=5271&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 TÜRK BORÇLAR KANUNU (Kanun No: 6098): https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=6098&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 SİBER GÜVENLİK KANUNU (Kanun No: 7545): https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=7545&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 ÖDEME VE ELEKTRONİK PARA KURULUŞLARININ BİLGİ SİSTEMLERİ İLE ÖDEME HİZMETİ SAĞLAYICILARININ ÖDEME HİZMETLERİ ALANINDAKİ VERİ PAYLAŞIM SERVİSLERİNE İLİŞKİN TEBLİĞ (Mevzuat No: 39081): https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=39081&mevzuatTur=9&mevzuatTertip=5 Ceza Genel Kurulu 2018/243 E. , 2023/160 K. AİHM - Big Brother Watch ve diğerleri/ Birleşik Krallık Davasında, Dosya No : 58170/13, Tarih : 2021-05-25 19. Ceza Dairesi 2017/3325 E. , 2018/11147 K. ANAYASA MAHKEMESİ GENEL KURUL AİHM - YÜKSEL YALÇINKAYA/TÜRKİYE DAVASI, Dosya No : 15669/20, Tarih : 2023-09-26
- Polis Ne Zaman Silah Kullanabilir? PVSK 16 ve Meşru Savunma Şartları
Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu (PVSK), polisin görevlerini yerine getirirken karşılaşabileceği direniş ve saldırılar karşısında nasıl hareket edeceğini, zor ve silah kullanma yetkisini detaylı bir şekilde düzenlemektedir. Bu düzenlemeler içerisinde meşru savunma (meşru müdafaa) kavramı da önemli bir yer tutar. Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nda Meşru Savunma PVSK'nın 16. maddesi, polisin zor ve silah kullanma yetkisini belirlerken, meşru savunma hakkına özel bir atıfta bulunmaktadır. Bu madde, polisin hem genel meşru savunma hükümlerine göre hareket etme yetkisini tanır hem de görevini ifa ederken ortaya çıkan özel durumlar için ek yetkiler sağlar. İlgili kanun maddesi şu şekildedir: POLİS VAZİFE VE SALAHİYET KANUNU Zor ve silah kullanma Madde 16- (Değişik: 2/6/2007-5681/4 md.) Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir. Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir. İkinci fıkrada yer alan; a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü, b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını, Dipnot: 27/3/2015 tarihli ve 6638 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle, bu bentte yer alan “basınçlı” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve/veya boyalı” ibaresi eklenmiştir. ifade eder. Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir. Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir. Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur. Polis; a) Meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında, b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde, c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde, d) (Ek: 27/3/2015-6638/4 md.) Kendisine veya başkalarına, işyerlerine, konutlara, kamu binalarına, okullara, yurtlara, ibadethanelere, araçlara ve kişilerin tek tek veya toplu halde bulunduğu açık veya kapalı alanlara molotof, patlayıcı, yanıcı, yakıcı, boğucu, yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldıran veya saldırıya teşebbüs edenlere karşı, saldırıyı etkisiz kılmak amacıyla ve etkisiz kılacak ölçüde, silah kullanmaya yetkilidir. Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde "dur" çağrısında bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir. Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş edebilir. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=2559&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=3 Bu maddeyi detaylandıracak olursak: 1. Genel Meşru Savunma Hakkı PVSK Madde 16'nın önemli bir hükmü, polisin "kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur" ifadesidir. Bu, polisin bir vatandaş olarak sahip olduğu meşru savunma hakkını görev sırasında da kullanabileceği anlamına gelir. Yani, bir polis memuru, kendisine veya çevresindeki bir kişiye yönelmiş haksız bir saldırı karşısında, TCK Madde 25'te belirtilen şartlar dahilinde (saldırıya ve savunmaya ilişkin koşullar, orantılılık vb.) savunma yapabilir ve bu fiilinden dolayı ceza almaz. Bu durum, Anayasa Mahkemesi kararlarında da vurgulanmıştır: 2. Görev Kapsamında Silah Kullanma Yetkisi ve Meşru Savunma İlişkisi PVSK Madde 16, polise meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında silah kullanma yetkisi verirken, aynı zamanda görevinin gerektirdiği özel durumlar için de silah kullanma yetkisi tanımaktadır. Bu durumlar şunlardır: a) Meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında: Bu bent, yukarıda açıklanan genel meşru savunma hakkının bir uzantısıdır. Polis, TCK 25'teki şartlar oluştuğunda, saldırıyı defetmek için silah kullanabilir. b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında: Polis, görevini yaparken karşılaştığı direnişi, bedenî kuvvet (doğrudan fiziksel güç) ve maddî güç (cop, kelepçe, gaz, su topu gibi araçlar) kullanarak etkisiz hale getiremediğinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde silah kullanabilir. Bu durum, meşru savunmadan farklı olarak, polisin görevini yerine getirmesini engelleyen bir direnişe karşı yetkisini ifade eder. c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla: Bu bent, polisin yasal bir yakalama veya tutuklama emrini yerine getirirken veya suçüstü halinde şüpheliyi yakalamaya çalışırken, kişinin kaçması veya direniş göstermesi durumunda silah kullanma yetkisini düzenler. Ancak bu durumda belirli bir prosedür izlenmesi zorunludur: Öncelikle kişiye duyabileceği şekilde "dur" çağrısı yapılır. Kişi bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam ederse, uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir . Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi ve ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise, kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir. Bu prosedür, Anayasa Mahkemesi kararlarında da açıkça belirtilmiştir: ANAYASA MAHKEMESİ BİRİNCİ BÖLÜM Polis, yedinci fıkranın € bendi kapsamında silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde “dur” çağrısında bulunur Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir İçtihatın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz. d) Kendisine veya başkalarına, işyerlerine, konutlara, kamu binalarına, okullara, yurtlara, ibadethanelere, araçlara ve kişilerin tek tek veya toplu halde bulunduğu açık veya kapalı alanlara molotof, patlayıcı, yanıcı, yakıcı, boğucu, yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldıran veya saldırıya teşebbüs edenlere karşı: Bu bent, özellikle toplumsal olaylarda veya terör eylemlerinde karşılaşılan, molotof kokteyli, patlayıcı gibi tehlikeli maddelerle yapılan saldırılara karşı polisin saldırıyı etkisiz kılmak amacıyla ve etkisiz kılacak ölçüde silah kullanma yetkisini düzenler. Bu bent, 27/3/2015 tarihli ve 6638 sayılı Kanun ile eklenmiştir ve polisin bu tür saldırılara karşı daha etkin müdahale etmesini sağlamayı amaçlar. 3. Silahlı Saldırıya Teşebbüs Halinde Duraksamadan Silah Kullanma PVSK Madde 16'nın son fıkrası, polisin direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş edebileceğini belirtir. Bu hüküm, polisin can güvenliğini doğrudan tehdit eden durumlarda hızlı ve kararlı bir şekilde hareket etme yetkisini vurgular. Sonuç / Özet Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun 16. maddesi, polisin meşru savunma hakkını geniş bir çerçevede ele almaktadır. Polis, hem bir vatandaş olarak TCK'daki genel meşru savunma hükümlerine göre hareket edebilir hem de görevinin doğası gereği ortaya çıkan özel durumlarda (direnişi kırma, yakalama, tehlikeli saldırıları etkisiz hale getirme) belirli koşullar altında zor ve silah kullanma yetkisine sahiptir. Bu yetkilerin kullanımı, her zaman orantılılık ve zorunluluk ilkelerine bağlıdır. Özellikle silah kullanmadan önce "dur" çağrısı ve uyarı ateşi gibi kademeli müdahale prensipleri, polisin yetkilerini kullanırken insan haklarına saygılı olmasını sağlamayı amaçlar. Ancak, polise karşı silahlı saldırı teşebbüsü gibi hayati tehlike arz eden durumlarda, polisin duraksamadan silah kullanma yetkisi de kanunla tanınmıştır.
- Meşru Savunma ve Sınırın Aşılması: Hangi Durumlarda Ceza Verilmez?
Meşru müdafaa (veya meşru savunma), Türk hukukunda önemli bir hukuka uygunluk nedeni olup, kişilerin kendilerine veya başkalarına yönelmiş haksız bir saldırıyı defetmek amacıyla gerçekleştirdikleri fiillerin hukuka aykırılığını ortadan kaldıran bir durumdur. Bu durumun varlığı halinde, fiili işleyen kişiye ceza verilmez veya hukuki sorumluluk yüklenmez. Meşru müdafaa, Türk Ceza Kanunu (TCK), Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (AY) gibi temel kanunlarda düzenlenmiştir. I. Türk Ceza Kanunu'nda Meşru Savunma Türk Ceza Kanunu'nun 25. maddesi, meşru savunmayı ve zorunluluk halini birlikte düzenlemektedir. Bu madde, bir fiilin meşru savunma kapsamında değerlendirilmesi için gerekli olan şartları açıkça belirtir. TÜRK CEZA KANUNU Meşru savunma ve zorunluluk hali Madde 25- (1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez. (2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=5237&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 Bu maddeye göre, meşru savunmanın varlığından söz edebilmek için hem saldırıya hem de savunmaya ilişkin belirli koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Yargıtay içtihatları da bu koşulları detaylandırmaktadır. A. Saldırıya İlişkin Koşullar Haksız Bir Saldırı Bulunmalıdır: Saldırı, hukuka aykırı olmalı ve bir hakkı ihlal etmelidir. Hukuk düzeni tarafından korunmayan bir saldırıya karşı meşru savunma yapılamaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun kararlarında da belirtildiği üzere, meşru müdafaa kurumunun "haksız tahrik halini" de kapsadığı söylenebilir, zira haksız tahrikteki "haksızlık unsuru" meşru müdafaanın koşullarından olan "saldırı"da da mevcuttur. Ancak, meşru müdafaada bulunan kişinin fiili, saldırgan açısından haksız tahrik olarak değerlendirilemez, çünkü hukuk düzenini ilk ihlal eden saldırganın kendisidir. Ceza Genel Kurulu 2011/1-436 E. , 2012/190 K. Özü itibariyle meşru savunma, kendisi ya da başkasının bir hakkına yönelmiş bulunan ve devam eden bir saldırının derhal def edilebilmesi için failin gerçekleştirdiği fiillerden ötürü cezalandırılmamasını ifade eder Meşru savunma durumunda mutlaka bir saldırı bulunması ve bu saldırının da kişinin hukuken korunmaya değer bir hakkına yönelmesi gerektiği göz önünde bulundurulduğunda, meşru müdafaa kurumunun “haksız tahrik halini” de kapsadığı söylenebilir Başka bir deyişle, haksız tahrikte yer alan “haksızlık unsuru” meşru müdafanın koşullarından olan “saldırı”da da vardır Buna karşılık; meşru müdafada bulunan kişinin fiili, saldırgan açısından haksız tahrik olarak değerlendirilemez Zira hukuk düzenini ilk ihlal eden kendisidir İçtihatın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz. Ceza Genel Kurulu 2011/1-436 E. , 2012/190 K. Saldırı Bir Hakka Yönelik Olmalıdır: TCK Madde 25(1) uyarınca, saldırı "gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka" yönelmiş olmalıdır. Bu hak, yaşama hakkı, vücut dokunulmazlığı, malvarlığı hakkı, namus, şeref gibi hukuken korunmaya değer herhangi bir hak olabilir. Yargıtay kararları da bu hususu vurgulamaktadır. 1. Ceza Dairesi 2022/6366 E. , 2023/1076 K. Meşru savunma, 5237 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinin birinci fıkrasında; "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez." şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının "Korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması" yeterli görülmüştür Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; 5237 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır İçtihatın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz. 1. Ceza Dairesi 2022/6366 E. , 2023/1076 K. Saldırı Gerçekleşen, Gerçekleşmesi veya Tekrarı Muhakkak Olan Bir Saldırı Olmalıdır: Saldırı anlık olmalı, yani ya başlamış olmalı, ya başlaması kesin olmalı ya da bitmiş olmasına rağmen tekrarı muhakkak olmalıdır. Henüz başlamamış veya bitmiş ve tekrar etme ihtimali olmayan bir saldırıya karşı meşru savunma yapılamaz. 4. Ceza Dairesi 2011/10759 E. , 2013/23058 K. Meşru müdafaanın kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir Saldırıya ilişkin koşullar; a) Bir saldırı bulunmalıdır; burada somut bir saldırının varlığı gerekmekte ise de, başlayacağı muhakkak olan ve başladığı takdirde savunmayı olanaksız kılacak veya güç hale getirecek bir saldırıyı başlamış, keza bitmiş olmasına rağmen tekrarından korkulan bir saldırıyı da henüz sona ermemiş saymak zorunludur. b) Saldırı haksız olmalıdır. c) Saldırı 765 sayılı Kanuna göre, nefis ya da ırza; 5237 sayılı Kanuna göre ise herhangi bir hakka yönelik olmalıdır. d) Saldırı ile savunma eşzamanlı bulunmalıdır Savunmaya ilişkin koşullar; a) Savunma zorunlu olmalıdır, b) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır İçtihatın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz. 4. Ceza Dairesi 2011/10759 E. , 2013/23058 K. B. Savunmaya İlişkin Koşullar Savunma Zorunlu Olmalıdır: Saldırıyı defetmek için savunmadan başka bir imkanın bulunmaması gerekmektedir. Yani, kişi saldırıyı başka bir yolla (kaçarak, yardım çağırarak vb.) bertaraf edemeyecek durumda olmalıdır. Ceza Genel Kurulu 2017/303 E. , 2022/148 K. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır. b) Savunma saldırana karşı olmalıdır. c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, "sınırın aşılması" söz konusu olabilmektedir Sınırın aşılması, 5237 sayılı TCK’nın 3. maddesinde; "(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur. (2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez" şeklinde düzenlenmiştir İçtihatın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz. Ceza Genel Kurulu 2017/303 E. , 2022/148 K. Savunma Saldırana Karşı Olmalıdır: Savunma fiili, saldırıyı gerçekleştiren kişiye yönelik olmalıdır. Üçüncü bir kişiye veya saldırıyla ilgisi olmayan bir şeye zarar vermek meşru savunma kapsamında değerlendirilmez. Saldırı ile Savunma Arasında Orantı Bulunmalıdır: Bu, meşru savunmanın en kritik koşullarından biridir. Savunma, saldırıyı defetmek için gerekli ve orantılı olmalıdır. Kullanılan araç ve yöntemin, saldırının ağırlığı, niteliği, yeri ve zamanı ile uyumlu olması gerekir. Orantılılık belirlenirken, saldırının yer ve zamanı, saldıran kişinin o anki durumu ve savunmada bulunanın buna uygun bir tepki verip vermediği gibi faktörler değerlendirilmelidir. 1. Ceza Dairesi 2023/4101 E. , 2023/6822 K. “Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.” Şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir 3. Bahse konu hüküm gereği meşru savunma kurumunun uygulanabilirliği için saldırının, korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması yeterlidir 4. Olayın meşru savunma içerisinde gerçekleşip gerçekleşmediğini anlamak için saldırıya ilişkin şartların yanında savunmaya ilişkin de şartların oluşması gerekmektedir Savunmada zorunluluk bulunsa da savunmanın saldırı ile orantılı olması gerekir Bu orantılılık belirlenirken saldırının yer ve zamanı, saldıran kişinin o anki durumu savunmada bulunan buna uygun bir tepki verip vermediği değerlendirilmelidir 5. İçtihatın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz. 1. Ceza Dairesi 2023/4101 E. , 2023/6822 K. 2. Ceza Dairesi 2021/10083 E. , 2023/4108 K. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir Olayın meşru savunma sınırları içerisinde gerçekleşip gerçekleşmediğini anlamak için saldırıya ilişkin şartların yanında savunmaya ilişkin de şartların oluşması gerekmektedir Savunmada zorunluluk bulunsa da savunmanın saldırı ile orantılı olması gerekir Bu orantılılık belirlenirken saldırının yer ve zamanı, saldıran kişinin o anki durumu savunmada bulunan buna uygun bir tepki verip vermediği değerlendirilmelidir Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, "Sınırın aşılması" söz konusu olabilmektedir Sınırın aşılması 5237 sayılı Kanun'un 3. maddesinde; İçtihatın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz. 2. Ceza Dairesi 2021/10083 E. , 2023/4108 K. C. Meşru Savunmada Sınırın Aşılması Meşru savunma koşulları oluşsa bile, savunmanın orantılılık ilkesini ihlal etmesi durumunda "sınırın aşılması" söz konusu olabilir. Türk Ceza Kanunu'nun 27. maddesi bu durumu özel olarak düzenlemiştir: TÜRK CEZA KANUNU Sınırın aşılması Madde 27- (1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur. (2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=5237&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 Bu maddeye göre iki farklı durum söz konusudur: Kast Olmaksızın Sınırın Aşılması (TCK 27/1): Eğer kişi, meşru savunma sınırını kasten değil, taksirle aşmışsa ve işlediği fiil taksirle de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için öngörülen cezanın altıda birinden üçte birine kadar indirim yapılır. Mazur Görülebilecek Bir Heyecan, Korku veya Telaştan Sınırın Aşılması (TCK 27/2): Meşru savunmada sınırın aşılması, saldırının yarattığı mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan kaynaklanmışsa, faile hiç ceza verilmez . Bu durum, özellikle ani ve şiddetli saldırılar karşısında kişinin psikolojik durumunun göz önünde bulundurulduğu özel bir düzenlemedir. Ceza Genel Kurulu 2019/162 E. , 2022/435 K. c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olması, d) Saldırının savunma anında bulunması, şeklinde sıralanabilinir Savunmaya ilişkin şartlar: a) Savunma zorunlu olması, b) Savunma saldırana karşı olması, c) Savunmanın saldırı ile orantılı olması şeklindedir Meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada orantılılık şartlarının aşıldığı hallerde TCK’nın 3. maddesinde ki 'sınırın aşılması' söz konusu olabilmektedir Anılan 1. madde fıkrasında ise hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür İçtihatın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz. Ceza Genel Kurulu 2019/162 E. , 2022/435 K. II. Türk Borçlar Kanunu'nda Meşru Savunma Meşru savunma, sadece ceza hukuku açısından değil, borçlar hukuku açısından da sorumluluğu kaldıran bir nedendir. Türk Borçlar Kanunu'nun 64. maddesi bu durumu düzenler: TÜRK BORÇLAR KANUNU Sorumluluk Madde 64 : Haklı savunmada bulunan, saldıranın şahsına veya mallarına verdiği zarardan sorumlu tutulamaz. Kendisini veya başkasını açık ya da yakın bir zarar tehlikesinden korumak için diğer bir kişinin mallarına zarar verenin, bu zararı giderim yükümlülüğünü hâkim hakkaniyete göre belirler. Hakkını kendi gücüyle koruma durumunda kalan kişi, durum ve koşullara göre o sırada kolluk gücünün yardımını zamanında sağlayamayacak ise ve hakkının kayba uğramasını ya da kullanılmasının önemli ölçüde zorlaşmasını önleyecek başka bir yol da yoksa, verdiği zarardan sorumlu tutulamaz. B. Kusursuz sorumluluk I. Hakkaniyet sorumluluğu https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=6098&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 Bu maddeye göre, haklı savunmada bulunan kişi, saldıranın şahsına veya mallarına verdiği zarardan sorumlu tutulamaz. Bu, meşru savunmanın hukuka aykırılığı ortadan kaldırmasının bir sonucu olarak, tazminat sorumluluğunu da ortadan kaldırdığını gösterir. III. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda Meşru Müdafaa Anayasa'nın 17. maddesi, kişinin yaşama hakkını ve maddi-manevi varlığını koruma hakkını güvence altına alırken, meşru müdafaa halini bu hakkın istisnalarından biri olarak sayar: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI İKİNCİ BÖLÜM Kişinin Hakları ve Ödevleri I. Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı Madde 17 : Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz. (…) Dipnot: 7/5/2004 tarihli ve 5170 sayılı Kanunun 3 üncü maddesiyle, bu fıkranın başında geçen, “Mahkemelerce verilen ölüm cezalarının yerine getirilmesi hali ile” ibaresi madde metninden çıkartılmıştır. meşru müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması (…) https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=2709&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 Anayasa, meşru müdafaa halini, kişinin yaşama hakkına dokunulabilecek istisnai durumlardan biri olarak kabul ederek, bu kurumun temel hak ve özgürlükler sistemi içindeki yerini ve önemini vurgulamaktadır. IV. Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nda Meşru Savunma Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu (PVSK) Madde 16, polisin zor ve silah kullanma yetkisini düzenlerken, polisin kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında meşru savunma hükümlerine göre hareket edebileceğini belirtir: POLİS VAZİFE VE SALAHİYET KANUNU Zor ve silah kullanma Madde 16- (Değişik: 2/6/2007-5681/4 md.) Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir. Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir. İkinci fıkrada yer alan; a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü, b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını, Dipnot: 27/3/2015 tarihli ve 6638 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle, bu bentte yer alan “basınçlı” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve/veya boyalı” ibaresi eklenmiştir. ifade eder. Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir. Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir. Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur. Polis; a) Meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında, b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde, c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde, d) (Ek: 27/3/2015-6638/4 md.) Kendisine veya başkalarına, işyerlerine, konutlara, kamu binalarına, okullara, yurtlara, ibadethanelere, araçlara ve kişilerin tek tek veya toplu halde bulunduğu açık veya kapalı alanlara molotof, patlayıcı, yanıcı, yakıcı, boğucu, yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldıran veya saldırıya teşebbüs edenlere karşı, saldırıyı etkisiz kılmak amacıyla ve etkisiz kılacak ölçüde, silah kullanmaya yetkilidir. Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde "dur" çağrısında bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir. Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş edebilir. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=2559&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=3 Bu düzenleme, polisin görevini ifa ederken karşılaştığı saldırılarda, genel meşru savunma hükümlerine göre hareket etme yetkisine sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Sonuç / Özet Meşru müdafaa, Türk hukuk sisteminde hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilen temel bir ilkedir. Kişinin kendisine veya başkasına yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, o anki hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlediği fiillerden dolayı ceza verilmemesini sağlar. Bu kurumun varlığı için saldırının haksız olması, bir hakka yönelik olması ve anlık olması; savunmanın ise zorunlu, saldırana karşı ve saldırı ile orantılı olması gerekmektedir. Özellikle Türk Ceza Kanunu'nun 27. maddesi, meşru savunma sınırının aşılması durumlarını düzenleyerek, heyecan, korku veya telaştan kaynaklanan aşmalarda faile ceza verilmemesi gibi önemli bir istisna getirmiştir. Bu durum, yargı kararlarında da sıklıkla değerlendirilen ve uygulanan bir hükümdür. Meşru müdafaa, sadece ceza hukuku değil, borçlar hukuku açısından da sorumluluğu kaldıran, Anayasa ile güvence altına alınmış temel bir haktır.
- Bilirkişinin Hukuki ve Cezai Sorumlulukları: Gerçeğe Aykırı Raporun Sonuçları
Bilirkişinin Hukuki ve Cezai Sorumlulukları Bilirkişinin hukuki ve cezai sorumlulukları, yargılamanın doğru ve adil bir şekilde sonuçlanması için büyük önem taşımaktadır. Bilirkişiler, görevlerini yerine getirirken kamu görevlisi sıfatıyla hareket ettikleri için hem hukuki hem de cezai yaptırımlara tabi tutulabilirler. Bu sorumluluklar, Türk Ceza Kanunu (TCK), Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK), Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ve Bilirkişilik Kanunu ile ilgili yönetmeliklerde düzenlenmiştir. Bilirkişinin Hukuki Sorumluluğu Bilirkişinin hukuki sorumluluğu, kasten veya ağır ihmal suretiyle düzenlediği gerçeğe aykırı raporun mahkemece hükme esas alınması sebebiyle ortaya çıkan zararların tazminini kapsar. 1. Devlete Karşı Tazminat Davası HMK'nın 285. maddesi uyarınca, bilirkişinin kasten veya ağır ihmal suretiyle düzenlemiş olduğu gerçeğe aykırı raporun, mahkemece hükme esas alınması sebebiyle zarar görmüş olanlar, bu zararın tazmini için Devlete karşı tazminat davası açabilirler. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU Bilirkişinin hukuki sorumluluğu MADDE 285- (1) Bilirkişinin kasten veya ağır ihmal suretiyle düzenlemiş olduğu gerçeğe aykırı raporun, mahkemece hükme esas alınması sebebiyle zarar görmüş olanlar, bu zararın tazmini için Devlete karşı tazminat davası açabilirler. (2) Devlet, ödediği tazminat için sorumlu bilirkişiye rücu eder. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=6100&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 Bu düzenleme, zarar gören kişilerin doğrudan bilirkişiye karşı dava açma yerine, Devlete karşı dava açmasını öngörmektedir. Devlet, ödediği tazminat için sorumlu bilirkişiye rücu eder. Yargıtay içtihatları da bu hususu teyit etmektedir. Bilirkişinin sorumluluğuna gidilebilmesi için kasten veya ağır ihmal sonucu gerçeğe aykırı bir rapor hazırlamış olması ve bu raporun hükme esas alınması gerekmektedir. 4. Hukuk Dairesi 2012/18499 E. , 2013/16964 K. 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK'nun “Bilirkişinin Hukuki Sorumluluğu” başlıklı 3. maddesinde, “Bilirkişinin kasten veya ağır ihmal suretiyle düzenlemiş olduğu gerçeğe aykırı raporun, mahkemece hükme esas alınması sebebiyle zarar görmüş olanlar, bu zararın tazmini için Devlete karşı tazminat davası açabilirler Devlet, ödediği tazminat için sorumlu bilirkişiye rücu eder.” şeklinde düzenleme yapılmıştır Davaya konu edilen olayda, .... Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2006/72 Esas sayılı dava dosyasında fen memuru sıfatı ile bilirkişi olarak görev yaptığı anlaşılan davalının, gerçeğe aykırı rapor düzenlemesi nedeniyle davacıyı zarara uğrattığı ileri sürülmektedir Mahkemece açıklanan yasal düzenleme gözetilerek, davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile işin esasına girilerek davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir SONUÇ: Temyiz edilen kararın, yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA; bozma nedenine göre davacının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 05/11/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi. İçtihatın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz. 4. Hukuk Dairesi 2012/18499 E. , 2013/16964 K. 4. Hukuk Dairesi 2015/14077 E. , 2017/6222 K. 6100 sayılı HMK'nun 3. maddesinde “(1) Bilirkişinin kasten veya ... ihmal suretiyle düzenlemiş olduğu gerçeğe aykırı raporun, mahkemece hükme esas alınması sebebiyle zarar görmüş olanlar, bu zararın tazmini için Devlete karşı tazminat davası açabilirler. (2) Devlet, ödediği tazminat için sorumlu bilirkişiye rücu eder.”, 286/1 maddesi ise “Devlet aleyhine açılacak olan tazminat davası, gerçeğe aykırı bilirkişi raporunun ilk derece mahkemesince hükme esas alındığı hâllerde, bu mahkemenin yargı çevresi içinde yer aldığı bölge adliye mahkemesi hukuk dairesinde; bölge adliye mahkemesince hükme esas alındığı hâllerde ise Yargıtay ilgili hukuk dairesinde görülür.” hükmünü içermektedir Somut olayda, davacının sanık olarak yargılandığı İstanbul 9. İçtihatın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz. 4. Hukuk Dairesi 2015/14077 E. , 2017/6222 K. 2. Sigorta Tahkim Komisyonu Bilirkişilerinin Sorumluluğu Sigorta Tahkim Komisyonu Bilirkişilik Yönetmeliği'ne göre, bilirkişinin kasten veya ağır ihmal suretiyle düzenlemiş olduğu gerçeğe aykırı raporun, hükme esas alınması sebebiyle zarar görmüş olanlar, bu zararın tazmini için bilirkişiye karşı doğrudan tazminat davası açabilirler. Bu durum, HMK'dan farklı olarak doğrudan bilirkişiye karşı dava açma imkanı tanımaktadır. SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU BİLİRKİŞİLİK YÖNETMELİĞİ Bilirkişinin cezai ve hukuki sorumluluğu Madde 30 – (3) Bilirkişinin kasten veya ağır ihmal suretiyle düzenlemiş olduğu gerçeğe aykırı raporun, hükme esas alınması sebebiyle zarar görmüş olanlar, bu zararın tazmini için bilirkişiye karşı doğrudan tazminat davası açabilirler. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=33728&mevzuatTur=7&mevzuatTertip=5 Bilirkişinin Cezai Sorumluluğu Bilirkişi, Türk Ceza Kanunu anlamında kamu görevlisidir. Bu nedenle, görevini kötüye kullanması veya gerçeğe aykırı mütalaada bulunması halinde cezai sorumluluğu doğar. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU Bilirkişi gider ve ücreti Dipnot: Bu maddede yer alan tarife ile ilgili olarak 14/12/2022 tarihli ve 32043 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “2023 Yılı Bilirkişilik Asgari Ücret Tarifesi”ne bakınız. Madde 284 : (1) Bilirkişi, Türk Ceza Kanunu anlamında kamu görevlisidir. Bilirkişinin hukuki sorumluluğu https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=6100&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 BİLİRKİŞİLİK YÖNETMELİĞİ Bilirkişinin cezai ve hukuki sorumluluğu Madde 58 – (1) Bilirkişi, Türk Ceza Kanunu anlamında kamu görevlisidir. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=23818&mevzuatTur=7&mevzuatTertip=5 1. Gerçeğe Aykırı Bilirkişilik veya Tercümanlık Suçu (TCK m. 276) Yargı mercileri veya suçtan dolayı kanunen soruşturma yapmak veya yemin altında tanık dinlemek yetkisine sahip bulunan kişi veya kurul tarafından görevlendirilen bilirkişinin gerçeğe aykırı mütalaada bulunması halinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. TÜRK CEZA KANUNU Gerçeğe aykırı bilirkişilik veya tercümanlık Madde 276- (1) Yargı mercileri veya suçtan dolayı kanunen soruşturma yapmak veya yemin altında tanık dinlemek yetkisine sahip bulunan kişi veya kurul tarafından görevlendirilen bilirkişinin gerçeğe aykırı mütalaada bulunması halinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Dipnot: 3/11/2016 tarihli ve 6754 sayılı Kanunun 41 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “bir yıldan üç yıla” ibaresi “üç yıldan yedi yıla” şeklinde değiştirilmiştir. (2) Birinci fıkrada belirtilen kişi veya kurullar tarafından görevlendirilen tercümanın ifade veya belgeleri gerçeğe aykırı olarak tercüme etmesi halinde, birinci fıkra hükmü uygulanır. Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=5237&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 Bu suçun oluşabilmesi için bilirkişinin bilerek ve isteyerek gerçeğe aykırı görüş bildirmesi gerekmektedir. Suçun taksirle işlenmesi mümkün değildir. Hatalı tespitler, bazı hususları gözden kaçırma ve mesleki deneyimsizlikten kaynaklanan yanlışlıklar, hata ve taksir kavramları içerisinde değerlendirilip, bunlardan doğan gerçeğe aykırı bilirkişi görüşleri söz konusu olursa, suçun manevi unsuru oluşmayacaktır. 8. Ceza Dairesi 2017/15103 E. , 2020/10104 K. Sanığın bilerek ve isteyerek gerçeğe aykırı görüş bildirmesi halinde suç oluşacaktır Suçun taksirle işlenmesi mümkün değildir Bu nedenle hatalı tespitler, bazı hususları gözden kaçırma ve mesleki deneyimsizlikten kaynaklanan yanlışlıklar, hata ve taksir kavramları içerisinde değerlendirilip, bunlardan doğan gerçeğe aykırı bilirkişi görüşleri söz konusu olursa, suçun manevi unsuru oluşmayacaktır Gerçeğe aykırı görüş bildirmek, bilirkişinin bilerek ve isteyerek yanlış, yanıltıcı, gerçeği yansıtmayan hususları raporunda yansıtması ve bu doğrultuda mütalaada bulunmasıdır İçtihatın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz. 8. Ceza Dairesi 2017/15103 E. , 2020/10104 K. 2. Yalan Tanıklık Suçu ile İlişkisi Gerçeğe aykırı bilirkişilik suçu, yalan tanıklık suçuna benzer niteliktedir ancak bilirkişinin uzmanlık alanına giren konularda görüş bildirmesiyle ayrılır. Yalan tanıklık suçu TCK'nın 272. maddesinde düzenlenmiştir ve daha genel bir hükümdür. Bilirkişinin gerçeğe aykırı mütalaası özel bir düzenleme olan TCK m. 276 kapsamında değerlendirilir. TÜRK CEZA KANUNU Yalan tanıklık Madde 272- (1) Hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye, dört aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Mahkeme huzurunda ya da yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir. (3) Üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturma veya kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapan kişi hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (4) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi ile ilgili olarak gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. (5) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde; yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla; yalan tanıklık yapan kişi, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur. (6) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkûmiyeti halinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına; (…) Dipnot: Anayasa Mahkemesi’nin 14/1/2015 tarihli ve E:2014/116, K:2015/4 sayılı Kararı ile bu bentte yer alan “…süreli hapis cezasına mahkûmiyeti halinde, mahkûm olunan cezanın üçte ikisi kadar hapis cezasına…” ibaresi iptal edilmiştir. hükmolunur. (7) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanmış ise, altıncı fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır. (8) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi hakkında hapis cezası dışında adlî veya idari bir yaptırım uygulanmışsa; yalan tanıklıkta bulunan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=5237&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 İdari Yaptırımlar ve Bilirkişilik Sicilinden Çıkarılma Bilirkişinin görevini gereği gibi yapmaması veya etik ilkelere aykırı davranması durumunda idari yaptırımlar da uygulanabilir. Bilirkişilik Kanunu, bilirkişilik sicilinden ve listesinden çıkarılma hallerini düzenlemektedir. BİLİRKİŞİLİK KANUNU Bilirkişilik sicilinden ve listesinden çıkarılma MADDE 13- (1) Bilirkişiler, aşağıdaki şartlardan birinin gerçekleşmesi hâlinde sicilden ve listeden çıkarılır: a) Bilirkişiliğe kabul şartlarının kaybedilmesi veya sicile kabul tarihinde gerekli şartların bulunmadığının sonradan tespit edilmesi. b) Kanuni bir sebep olmaksızın bilirkişilik yapmaktan kaçınılması veya raporun belirlenen süre içinde mazeretsiz olarak verilmemesi. c) Bilirkişilik görevi ve bu görevin gerektirdiği etik ilkelerle bağdaşmayan, güven duygusunu sarsıcı tutum ve davranışlarda bulunulması. ç) 3 üncü maddede belirtilen temel ilkelere aykırı olarak bilirkişilik faaliyetinde bulunulması. d) Bölge kurulu tarafından yapılacak performans değerlendirmeleri sonucunda yeterli bulunulmaması. e) Bilirkişilik süresinin dolmasına rağmen süresi içerisinde yenileme talebinde bulunulmaması. f) Bilirkişinin sicilden çıkarılmayı talep etmesi. (2) Birinci fıkranın (b), (c), (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen hâllerde ihlalin niteliğine göre sicilden ve listeden çıkarma yaptırımı yerine uyarma veya bir yıla kadar geçici süreyle listeden çıkarma yaptırımı uygulanabilir. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=6754&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 Özellikle kanuni bir sebep olmaksızın bilirkişilik yapmaktan kaçınılması veya raporun belirlenen süre içinde mazeretsiz olarak verilmemesi durumunda bilirkişi sicilden çıkarılabilir. Ayrıca, bilirkişilik görevi ve bu görevin gerektirdiği etik ilkelerle bağdaşmayan, güven duygusunu sarsıcı tutum ve davranışlarda bulunulması da sicilden çıkarılma sebebidir. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU Atama kararı ve incelemelerin yürütülmesi Madde 66 – (2) Belirlenen süre içinde raporunu vermeyen bilirkişi hemen değiştirilebilir. Bu durumda bilirkişi, o ana kadar yaptığı işlemleri açıklayan bir rapor sunar ve görevi sebebiyle kendisine teslim edilmiş olan eşya ve belgeleri hemen geri verir. (Değişik son cümle : 3/11/2016-6754/44 md.) Ayrıca, hukukî ve cezaî sorumluluğuna ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, bilirkişiye ücret ve masraf adı altında hiçbir ödeme yapılmamasına karar verilebilir ve gerekçesi gösterilerek gerekli yaptırımların uygulanması bilirkişilik bölge kurulundan istenir. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=5271&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 Sonuç / Özet Bilirkişinin Hukuki ve Cezai Sorumlulukları , yargılama sürecinde özel ve teknik bilgileriyle adaletin tecellisine katkıda bulunan önemli aktörlerdir. Bu nedenle, görevlerini dürüstlük, tarafsızlık ve objektiflik ilkelerine uygun olarak yerine getirmekle yükümlüdürler. Hukuki sorumluluk açısından, bilirkişinin kasten veya ağır ihmal suretiyle düzenlediği gerçeğe aykırı raporun mahkemece hükme esas alınması ve bu durumdan zarar doğması halinde, zarar görenler Devlete karşı tazminat davası açabilirler. Devlet ise ödediği tazminatı sorumlu bilirkişiye rücu eder. Sigorta Tahkim Komisyonu bilirkişileri için ise doğrudan bilirkişiye karşı tazminat davası açma imkanı bulunmaktadır. Cezai sorumluluk açısından, bilirkişiler Türk Ceza Kanunu anlamında kamu görevlisi sayılırlar. Bu sıfatla, yargı mercileri tarafından görevlendirilen bilirkişinin bilerek ve isteyerek gerçeğe aykırı mütalaada bulunması halinde, TCK'nın 276. maddesi uyarınca üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar. Bu suçun oluşması için kasıtlı hareket etme şartı aranır; taksirli davranışlar cezai sorumluluk doğurmaz. Ayrıca, bilirkişilik görevini aksatan veya etik ilkelere aykırı davranan bilirkişiler hakkında idari yaptırımlar uygulanabilir. Bu yaptırımlar arasında uyarma, bir yıla kadar geçici süreyle listeden çıkarma veya sicilden ve listeden tamamen çıkarılma yer almaktadır.
- Bilirkişinin Reddi ve Çekinmesi: HMK ve CMK Kapsamında Yasaklılık Halleri
Bilirkişinin reddi veya çekinmesi halleri, yargılamanın tarafsızlığı ve adil yargılanma hakkının temini açısından büyük önem taşımaktadır. Hem Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hem de Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) bu konuda detaylı düzenlemeler içermektedir. Genel olarak, hâkimlerin reddini gerektiren sebepler bilirkişiler hakkında da geçerlidir. Bilirkişinin Reddi ve Çekinmesi Halleri 1. Hâkimlerin Reddi Sebepleri Bilirkişinin reddi veya çekinmesi için temel dayanak, hâkimlerin reddini gerektiren sebeplerdir. Bu sebepler, bilirkişinin tarafsızlığını şüpheye düşürecek durumları kapsar. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU Bilirkişinin görevini yapmaktan yasaklı olması ve reddi MADDE 272- (1) Hâkimler hakkındaki yasaklılık ve ret sebepleriyle ilgili kurallar, bilirkişiler bakımından da uygulanır. Ancak, bilirkişinin, aynı dava veya işte daha önceden tanık olarak dinlenmiş bulunması, bir ret sebebi teşkil etmez. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU Bilirkişinin reddi Madde 69 – (1) Hâkimin reddini gerektiren sebepler, bilirkişi hakkında da geçerlidir. Hâkimlerin reddini gerektiren başlıca sebepler şunlardır: Yasaklılık Halleri (HMK m. 34, CMK m. 22): Kendisine ait olan veya doğrudan doğruya ya da dolayısıyla ilgili olduğu davada. Arasında evlilik bağı kalksa bile eşinin davasında. Kendisi veya eşinin altsoy veya üstsoyunun davasında. Kendisi ile arasında evlatlık bağı bulunanın davasında. Üçüncü derece de dâhil olmak üzere kan veya kendisini oluşturan evlilik bağı kalksa dahi kayın hısımlığı bulunanların davasında. Nişanlısının davasında. İki taraftan birinin vekili, vasisi, kayyumu veya yasal danışmanı sıfatıyla hareket ettiği davada. Davada tanık veya bilirkişi olarak dinlenmiş veya hâkim ya da hakem sıfatıyla hareket etmiş olması; uyuşmazlıkta arabuluculuk veya uzlaştırmacılık yapmış bulunması (HMK için). Aynı davada Cumhuriyet savcılığı, adli kolluk görevi veya şüpheli müdafiiliği yapmış olması (CMK için). Anayasa Mahkemesi de, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 69/1 maddesi uyarınca hâkimin reddini gerektiren sebeplerin bilirkişi hakkında da geçerli olduğunu belirtmiştir. Örneğin, bilirkişinin suçtan kendisi zarar görmüşse ya da görevlendirildiği soruşturma veya kovuşturmada, şüpheli, sanık veya mağdur olan kişilerle arasında evlilik, vesayet veya kayyımlık ilişkisi mevcutsa, bilirkişinin reddi istenebilir. Ayrıca, aynı davada tanık olarak dinlenen kişinin de bilirkişi olarak dinlenmesi mümkün değildir. ANAYASA MAHKEMESİ KARARI E. 2017/20, K. 2018/75 Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Bilirkişinin reddi” başlıklı 3. maddesinde; “(1) Hâkimin reddini gerektiren sebepler, bilirkişi hakkında da geçerlidir. (2) Cumhuriyet savcısı, katılan, vekili, şüpheli veya sanık, müdafii veya kanunî temsilci, ret hakkını kullanabilirler Hâkim veya mahkeme tarafından atanan bilirkişinin adı ve soyadı, engel sebepler olmadıkça ret hakkına sahip olanlara bildirilir. (3) Ret istemini davayı görmekte olan hâkim veya mahkeme inceler Soruşturma evresinde, Cumhuriyet savcısınca kabul edilmeyen ret istemi sulh ceza hâkimince incelenir Reddi isteyen kişi, bunun nedenini, dayandığı olguları göstererek açıklamakla yükümlüdür.” hükmü yer almaktadır Görüldüğü gibi, bilirkişinin reddi sebepleri konusunda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda bağımsız hükümlere yer verilmemiş, bu hususta hakimin reddini gerektiren sebeplere atıf yapılmıştır Buna göre, hâkimin reddini gerektiren sebepler, bilirkişi hakkında da geçerlidir (m.69/1) [2] . Hakimin davaya bakamayacağı haller, bilirkişi bakımından da red sebebidir Örneğin, bilirkişi, suçtan kendisi zarar görmüşse ya da görevlendirildiği soruşturma veya kovuşturmada, şüpheli, sanık veya mağdur olan kişilerle arasında evlilik, vesayet veya kayyımlık ilişkisi mevcutsa, bilirkişinin reddi istenebilir Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 22/1-h maddesi uyarınca, aynı davada tanık olarak dinlenen kişinin de, bilirkişi olarak dinlenmesi mümkün değildir [3] Bilirkişinin, tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebeplerden dolayı da reddi istenebilir Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 3. maddesi bilirkişilik görevinden çekinmeyi de düzenlemiştir Buna göre; “tanıklıktan çekinmeyi gerektirecek Ret Sebepleri (HMK m. 36, CMK m. 24): Davada, iki taraftan birine öğüt vermiş ya da yol göstermiş olması. Davada, iki taraftan birine veya üçüncü kişiye kanunen gerekmediği hâlde görüşünü açıklamış olması. Davanın, dördüncü derece de dâhil yansoy hısımlarına ait olması. Dava esnasında, iki taraftan birisi ile davası veya aralarında bir düşmanlık bulunması. Bilirkişinin tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebeplerin varlığı. Yargıtay içtihatları da bilirkişinin tarafsızlığı ile ilgili iddiaların dikkate alınması gerektiğini ve tarafsız olmadığı ileri sürülerek bilirkişi raporuna itiraz edilebileceğini belirtmektedir. 3. Hukuk Dairesi 2021/8348 E. , 2022/3742 K. Davacılar bilirkişinin tarafsızlığı ile ilgili iddialarını dile getirerek rapora itiraz ederek bilirkişinin reddini talep etmiş, temyiz dilekçesinde bu beyanlarını tekrar etmişlerdir Taraflar sonradan öğrendikleri veya yeni meydana çıkan ret sebebine dayanarak (mesela bilirkişinin tarafsız olmadığını ileri sürerek ) bilirkişi raporuna itiraz edebilirler ve yeni bir bilirkişi seçilmesini isteyebilirler Mahkemece, davacıların bilirkişinin reddi mahiyetindeki dilekçelerinde yer alan itirazlar dikkate alınıp bu konuda bir değerlendirme yapılarak yapılan itiraz yerinde görüldüğü takdirde usulüne uygun şekilde yeniden başka bir bilirkişiden rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, şahsına itiraz edilen bilirkişiden alınan rapora dayanılarak karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir 7. Hukuk Dairesi 2013/2283 E. , 2013/6284 K. (4) Görevden alınma, ret ve bilirkişinin kendisini reddetmesine yönelik talebin bilirkişiyi görevlendiren mahkemece dosya üzerinden incelenip karara bağlanacağı, kabule ilişkin kararların kesin olduğu, redde ilişkin kararlara karşı ise ancak esas hakkındaki kararla birlikte kanun yoluna başvurulabileceği" bildirilmiştir Davalı vekili bilirkişinin tarafsızlığı ile ilgili iddialarını dile getirerek rapora itiraz etmiş, temyiz dilekçesinde bu beyanlarını tekrar etmiştir Bilirkişin tarafsız olamayacağı itirazında bulunmuştur Taraflar sonradan öğrendikleri veya yeni meydana çıkan ret sebebine dayanarak (mesela bilirkişinin tarafsız olmadığını ileri sürerek) bilirkişi raporuna itiraz edebilirler ve yeni bir bilirkişi seçilmesini isteyebilirler. (HUMK m.283-284) (HMK m.281) ( Kuru, Baki :Hukuk Muhakemeleri Usulü,C.III, İstanbul 2001 sh 2721) T.C. BURSA BAM 5. HUKUK DAİRESİ Bilirkişi veya bilirkişilerin de tarafsız olması asıldır Bu nedenle, yasa koyucu bilirkişilerin tarafsızlığını sağlamak için bilirkişilerin de reddedilebileceğini 6100 sayılı HMK. 272 maddesinde açıkça hükme bağlamıştır Taraflar sonradan öğrendikleri veya yeni meydana çıkan ret sebebine dayanarak ( örneğin bilirkişinin tarafsız olmadığını ileri sürerek ) bilirkişi raporuna itiraz edebilirler ve yeni bir bilirkişi seçilmesini isteyebilirler Davalı vekili bilirkişinin tarafsızlığı ile ilgili iddialarını dile getirerek rapora itiraz etmiş, istinaf dilekçesinde bu beyanlarını tekrar etmiştir 2. Bilirkişinin Kendisini Reddetmesi (Çekinmesi) Hâkimler hakkındaki yasaklılık sebeplerinden biri bilirkişinin şahsında gerçekleşmişse, mahkeme hüküm verilinceye kadar her zaman bilirkişiyi resen görevden alabileceği gibi, bilirkişi de mahkemeden görevden alınma talebinde bulunabilir. Ret sebeplerinden birinin bilirkişinin şahsında gerçekleşmesi hâlinde ise bilirkişi kendisini reddedebilir. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU Bilirkişinin görevini yapmaktan yasaklı olması ve reddi MADDE 272- (2) Hâkimler hakkındaki yasaklılık sebeplerinden biri, bilirkişinin şahsında gerçekleşmişse, mahkeme, hüküm verilinceye kadar, her zaman bilirkişiyi resen görevden alabileceği gibi, bilirkişi de mahkemeden, görevden alınma talebinde bulunabilir. (3) Ret sebeplerinden birinin bilirkişinin şahsında gerçekleşmesi hâlinde taraflar, bilirkişinin reddini talep edebileceği gibi, bilirkişi de kendisini reddedebilir. Ret talebi veya bilirkişinin kendisini reddetmesinin, ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren en geç bir hafta içinde yapılmış olması şarttır. Ret sebeplerinin ispatı için, yemin teklif edilemez. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU Bilirkişilikten çekinme, bilirkişi olarak dinlenemeyenler Madde 70 – (1) Tanıklıktan çekinmeyi gerektirecek sebepler bilirkişiler hakkında da geçerlidir. Bilirkişi, geçerli diğer sebeplerle de görüş bildirmekten çekinebilir. Bilirkişinin çekilme talebi, tarafsız ve objektifliği sağlamada üstlenmiş olduğu görevi yerine getirmek bakımından sakınca gördüğü durumlarda mahkemece kabul edilmelidir. T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ HMK 272/2-3 maddesi gereğince, bilirkişilerin hakimlerin reddi sebeplerine göre taraflarca reddedilebileceği gibi, bilirkişiler tarafından da çekilme talebinde bulunabileceği, HMK 272/4 maddesi gereğince ret ve bilirkişinin kendisini reddetmesine yönelik talebin, bilirkişiyi resen görevlendiren mahkemece dosya üzerinden incelenerek karara bağlanacağı, kabule ilişkin kararların kesin olduğu, redde ilişkin kararlara karşı ise ancak esasa ilişkin kararla birlikte kanun yoluna başvurulabileceği düzenlenmiştir Bilirkişi Yard Doç Dr ...'ın tarafları aynı olan benzer bir dosyada uzman görüşü vermesi nedeniyle çekilme talebinde bulunarak kendisini reddettiği ve mahkemenin talebi reddettiği anlaşılmışsa da, bilirkişinin çekilme talebi gerekçesi göz önüne alındığında tarafsız ve objektifliği sağlamada üstlenmiş olduğu görevi yerine getirmek bakımından sakınca gördüğü anlaşılmakla mahkemenin çekilme talebini kabul etmemesi yerinde olmamıştır 3. Ret Talebinin Süresi ve İncelemesi Ret talebi veya bilirkişinin kendisini reddetmesinin, ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren en geç bir hafta içinde yapılmış olması şarttır. Ret sebeplerinin ispatı için yemin teklif edilemez. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU Bilirkişinin görevini yapmaktan yasaklı olması ve reddi MADDE 272- (3) Ret sebeplerinden birinin bilirkişinin şahsında gerçekleşmesi hâlinde taraflar, bilirkişinin reddini talep edebileceği gibi, bilirkişi de kendisini reddedebilir. Ret talebi veya bilirkişinin kendisini reddetmesinin, ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren en geç bir hafta içinde yapılmış olması şarttır. Ret sebeplerinin ispatı için, yemin teklif edilemez. Ret istemini davayı görmekte olan hâkim veya mahkeme inceler. Soruşturma evresinde, Cumhuriyet savcısınca kabul edilmeyen ret istemi sulh ceza hâkimince incelenir. Reddi isteyen kişi, bunun nedenini, dayandığı olguları göstererek açıklamakla yükümlüdür. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU Bilirkişinin reddi Madde 69 – (3) Ret istemini davayı görmekte olan hâkim veya mahkeme inceler. Soruşturma evresinde, Cumhuriyet savcısınca kabul edilmeyen ret istemi sulh ceza hâkimince incelenir. Reddi isteyen kişi, bunun nedenini, dayandığı olguları göstererek açıklamakla yükümlüdür. Görevden alınma, ret ve bilirkişinin kendisini reddetmesine yönelik talep, bilirkişiyi görevlendiren mahkemece dosya üzerinden incelenir ve karara bağlanır. Kabule ilişkin kararlar kesindir. Redde ilişkin kararlara karşı ise ancak esas hakkındaki kararla birlikte kanun yoluna başvurulabilir. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU Bilirkişinin görevini yapmaktan yasaklı olması ve reddi MADDE 272- (4) Görevden alınma, ret ve bilirkişinin kendisini reddetmesine yönelik talep, bilirkişiyi görevlendiren mahkemece dosya üzerinden incelenir ve karara bağlanır. Kabule ilişkin kararlar kesindir. Redde ilişkin kararlara karşı ise ancak esas hakkındaki kararla birlikte kanun yoluna başvurulabilir. T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ Ancak, bilirkişinin, aynı dava veya işte daha önceden tanık olarak dinlenmiş bulunması, bir ret sebebi teşkil etmez Hâkimler hakkındaki yasaklılık sebeplerinden biri, bilirkişinin şahsında gerçekleşmişse, mahkeme, hüküm verilinceye kadar, her zaman bilirkişiyi resen görevden alabileceği gibi, bilirkişi de mahkemeden, görevden alınma talebinde bulunabilir Ret sebeplerinden birinin bilirkişinin şahsında gerçekleşmesi hâlinde taraflar, bilirkişinin reddini talep edebileceği gibi, bilirkişi de kendisini reddedebilir Görevden alınma, ret ve bilirkişinin kendisini reddetmesine yönelik talep, bilirkişiyi görevlendiren mahkemece dosya üzerinden incelenir ve karara bağlanır Kabule ilişkin kararlar kesindir Redde ilişkin kararlara karşı ise ancak esas hakkındaki kararla birlikte kanun yoluna başvurulabilir 4. Sigorta Tahkim Komisyonu'nda Bilirkişinin Reddi Sigorta Tahkim Komisyonu Bilirkişilik Yönetmeliği de benzer şekilde, hâkimlerin reddini gerektiren sebeplerin bilirkişiler hakkında da geçerli olduğunu belirtir. SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU BİLİRKİŞİLİK YÖNETMELİĞİ Bilirkişinin görevini yapmaktan yasaklı olması ve reddi Madde 24 – (1) Hâkimler hakkındaki yasaklılık ve ret sebepleriyle ilgili kurallar, bilirkişiler bakımından da uygulanır. Ancak, bilirkişinin, aynı dava veya işte daha önceden tanık olarak dinlenmiş bulunması, bir ret sebebi teşkil etmez. Sonuç / Özet Bilirkişinin reddi veya çekinmesi halleri, yargılamanın tarafsızlığını ve adil yargılanma hakkını güvence altına almak amacıyla kanunlarda detaylı olarak düzenlenmiştir. Temel olarak, hâkimlerin reddini gerektiren tüm yasaklılık ve ret sebepleri bilirkişiler hakkında da geçerlidir. Bu durumlar, bilirkişinin davayla kişisel bir bağlantısının olması, taraflardan biriyle akrabalık veya düşmanlık ilişkisi bulunması, daha önce aynı davada tanık olarak dinlenmiş olması gibi halleri kapsar. Bilirkişi, bu sebeplerin varlığı halinde kendiliğinden görevden çekinebileceği gibi, taraflar da ret talebinde bulunabilirler. Ret talebinin, ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren en geç bir hafta içinde yapılması gerekmektedir. Bu talepler, bilirkişiyi görevlendiren mahkemece dosya üzerinden incelenir ve karara bağlanır.
- Bilirkişi Raporu Nedir? CMK ve HMK Kapsamında Zorunlu Bilirkişilik Halleri
Bilirkişi raporu, yargılama sürecinde çözümü özel veya teknik bilgi gerektiren konularda mahkemelerin doğru karar verebilmesi için başvurduğu önemli bir delil vasıtasıdır. Türk hukuk sisteminde bilirkişilik, hem Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) hem de Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ile düzenlenmiştir. Genel Bilirkişilik İlkesi Bilirkişilik, genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olmayan konularda başvurulan bir yöntemdir. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe bilirkişi olarak görevlendirilemezler. Bu temel ilke, hem ceza hem de hukuk yargılamasında geçerlidir. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU Bilirkişinin atanması Madde 63 – (1) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re'sen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar verilebilir. (Değişik cümle: 3/11/2016-6754/42 md.) Ancak, genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (Ek cümle: 3/11/2016-6754/42 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=5271&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU BEŞİNCİ BÖLÜM Bilirkişi İncelemesi Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller MADDE 266- (1) Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. (Değişik cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (Ek cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez. Danıştay ve Yargıtay içtihatları da bu ilkeyi desteklemektedir. Mahkemeler, bilirkişi raporunu diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir ve raporun hükme esas alınabilecek yeterlilikte olması gerektiğini vurgular. Bilirkişi Raporunun Zorunlu Olduğu Durumlar Kanun koyucu, bazı özel durumlarda bilirkişi incelemesini zorunlu kılmıştır. Bu durumlar genellikle kişinin bedensel veya ruhsal sağlığı, ölüm nedeni, sahtecilik gibi özel uzmanlık gerektiren alanlardır. Ceza Muhakemesi Kanunu Kapsamında Zorunlu Bilirkişilik Halleri Ceza yargılamasında, özellikle delillerin toplanması ve değerlendirilmesi aşamasında bilirkişi incelemesi büyük önem taşır. CMK, bazı hallerde bilirkişi atanmasını açıkça zorunlu kılar: Şüpheli veya Sanığın Beden Muayenesi ve Vücudundan Örnek Alınması: Bir suça ilişkin delil elde etmek amacıyla şüpheli veya sanık üzerinde iç beden muayenesi yapılması ya da vücuttan kan, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekler alınması gerektiğinde, bu işlemlerin tabip veya sağlık mesleği mensubu diğer bir kişi tarafından yapılması zorunludur. Bu durum, hekim bilirkişinin görevlendirilmesini gerektirir. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU Şüpheli veya sanığın beden muayenesi ve vücudundan örnek alınması Madde 75 – (Değişik: 25/5/2005 – 5353/2 md.) (1) Bir suça ilişkin delil elde etmek için şüpheli veya sanık üzerinde iç beden muayenesi yapılabilmesine ya da vücuttan kan veya benzeri biyolojik örneklerle saç, tükürük, tırnak gibi örnekler alınabilmesine; Cumhuriyet savcısı veya mağdurun istemiyle ya da re'sen hâkim veya mahkeme, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilebilir. Cumhuriyet savcısının kararı, yirmidört saat içinde hâkim veya mahkemenin onayına sunulur. Hâkim veya mahkeme, yirmidört saat içinde kararını verir. Onaylanmayan kararlar hükümsüz kalır ve elde edilen deliller kullanılamaz. (2) İç beden muayenesi yapılabilmesi veya vücuttan kan veya benzeri biyolojik örnekler alınabilmesi için müdahalenin, kişinin sağlığına zarar verme tehlikesinin bulunmaması gerekir. (3) İç beden muayenesi veya vücuttan kan veya benzeri biyolojik örnekler alınması, ancak tabip veya sağlık mesleği mensubu diğer bir kişi tarafından yapılabilir. (4) Cinsel organlar veya anüs bölgesinde yapılan muayene de iç beden muayenesi sayılır. (5) Üst sınırı iki yıldan daha az hapis cezasını gerektiren suçlarda, kişi üzerinde iç beden muayenesi yapılamaz; kişiden kan veya benzeri biyolojik örneklerle saç, tükürük, tırnak gibi örnekler alınamaz. (6) Bu madde gereğince alınacak hâkim veya mahkeme kararlarına itiraz edilebilir. (7) Özel kanunlardaki alkol muayenesine ve kan örneği alınmasına ilişkin hükümler saklıdır. Diğer kişilerin beden muayenesi ve vücuttan örnek alınması Ölünün Kimliğini Belirleme ve Adlî Muayene: Ölüm nedeninin ve zamanının belirlenmesi gibi adli tıp konularında, Cumhuriyet savcısının huzurunda bir hekim görevlendirilerek adli muayene yapılması zorunludur. Bu da hekim bilirkişinin raporunu gerektirir. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU Ölünün kimliğini belirleme ve adlî muayene Madde 86 – (1) Engelleyici sebepler olmadıkça ölü muayenesinden veya otopsiden önce ölünün kimliği her suretle ve özellikle kendisini tanıyanlara gösterilerek belirlenir ve elde edilmiş bir şüpheli veya sanık varsa, teşhis edilmek üzere ölü ona da gösterilebilir. (2) Ölünün adlî muayenesinde tıbbî belirtiler, ölüm zamanı ve ölüm nedenini belirlemek için tüm bulgular saptanır. (3) Bu muayene, Cumhuriyet savcısının huzurunda ve bir hekim görevlendirilerek yapılır. Ceza Genel Kurulu kararları da, kanun koyucunun "akıl hastalığı, parada sahtecilik, moleküler genetik inceleme" gibi hususlarda uzmanlığa ihtiyaç bulunduğunu baştan kabul ettiğini ve bu gibi durumlarda bilirkişi raporu alınmasının zorunlu olduğunu belirtmektedir. Ceza Genel Kurulu 2014/186 E. , 2015/292 K. Sorunun ne zaman uzmanlık ya da özel veya teknik bilgi gerektirdiğine bilirkişi tayin etmekle görevli ve yetkili olan savcı, hâkim ya da mahkeme karar verecektir Anılan hükümler uyarınca hâkim, çözümü ancak özel veya teknik bir bilgi gerektiren hallerde bilirkişi dinleyebilir veya rapor isteyebilir Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümü mümkün bulunan konularda ise bilirkişiye başvurmayacaktır Kanun koyucunun uzmanlığa, özel veya teknik bilgiye ihtiyaç bulunduğunu baştan kabul ettiği "akıl hastalığı, parada sahtecilik, moleküler genetik inceleme" gibi hususlar hariç, hâkimin bilirkişi raporu alma mecburiyeti bulunmadığı gibi, bilirkişi raporu da mahkemeleri bağlayıcı nitelikte değildir Ceza Genel Kurulu 2013/40 E. , 2014/318 K. Bir sorunun ne zaman uzmanlığı ya da özel veya teknik bir bilgiyi gerektirip gerektirmediğine, bilirkişi görevlendirmekle yetkili olan C. C.. savcısı veya hâkim karar verecektir Anılan düzenlemeler uyarınca hâkim, çözümü ancak özel veya teknik bir bilgi gerektiren hallerde bilirkişi dinleyebilecek veya rapor isteyebilecektir Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bir bilgi ile çözümü mümkün bulunan konularda ise bilirkişiye başvurmayacaktır Kanun koyucunun uzmanlığa, özel veya teknik bir bilgiye ihtiyaç bulunduğunu baştan kabul ettiği akıl hastalığı, parada sahtecilik, moleküler genetik inceleme gibi hususlar dışında hâkimin bilirkişi raporu alması zorunluluğu bulunmadığı gibi, bilirkişi raporları da mahkemeleri bağlayıcı nitelikte değildir Hukuk Muhakemeleri Kanunu Kapsamında Zorunlu Bilirkişilik Halleri HMK'da da benzer şekilde, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişiye başvurulması esastır. Bu durumlar genellikle teknik hesaplamalar, değer tespitleri, inşaat kusurları, tıbbi malpraktis iddiaları gibi alanları kapsar. Teknik İncelemeler ve Hesaplamalar: İnşaat projelerindeki kusurlar, makine arızaları, trafik kazalarındaki kusur oranları, ticari defterlerin incelenmesi ve finansal analizler gibi konularda bilirkişi raporu alınması zorunlu hale gelebilir. Değer Tespiti: Taşınmaz veya taşınır malların değer tespiti, kamulaştırma davaları gibi durumlarda uzman bilirkişilerin görüşüne başvurulur. Tıbbi Konular: Tıbbi malpraktis iddiaları, iş kazaları sonucu oluşan bedensel zararların tespiti gibi konularda adli tıp uzmanı veya ilgili branş hekimlerinden bilirkişi raporu alınması gerekmektedir. Bilirkişi Raporunun İçeriği ve Değerlendirilmesi Bilirkişi raporu, gerekçeli, açık ve denetime elverişli olmalıdır. Raporda, görevlendirildiği hususlar, gözlem ve inceleme konusu yapılan maddi vakıalar, gerekçe ve varılan sonuçlar ile bilirkişiler arasında görüş ayrılığı varsa bunun sebebi belirtilmelidir. Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz; bu, hâkimin görevidir. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU Bilirkişi açıklamalarının tespiti ve rapor Madde 279 : (1) Mahkeme, bilirkişinin oy ve görüşünü yazılı veya sözlü olarak bildirmesine karar verir. (2) Raporda, tarafların ad ve soyadları, bilirkişinin görevlendirildiği hususlar, gözlem ve inceleme konusu yapılan maddi vakıalar, gerekçe ve varılan sonuçlarla, bilirkişiler arasında görüş ayrılığı varsa, bunun sebebi, düzenlenme tarihi ve bilirkişi ya da bilirkişilerin imzalarının bulunması gerekir. Azınlıkta kalan bilirkişi, oy ve görüşünü ayrı bir rapor hâlinde de mahkemeye sunabilir. (3) Mahkeme, bilirkişinin oy ve görüşünü sözlü olarak açıklamasına karar verirse, bilirkişinin açıklamaları tutanağa geçirilir ve tutanağın altına bilirkişinin de imzası alınır. Kurul hâlinde görevlendirme söz konusu ise bilirkişilerin bilgilerine başvurulan hususu hemen aralarında müzakere etmelerine imkân tanınır ve müzakere sonucunda açıklanan oy ve görüş, tutanakla tespit edilip; tutanağın altı, bilirkişilere imza ettirilir. (4) (Değişik: 3/11/2016-6754/54 md.) Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hâkim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. Bilirkişi raporunun verilmesi Mahkeme, bilirkişi raporunu diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Rapordaki eksiklik veya belirsizlik durumunda ek rapor isteyebilir veya yeni bir bilirkişi heyeti görevlendirebilir. Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2020/5259 E. , 2023/7714 K. Bilirkişi, incelemesini gerçekleştirebilmek için, bazı hususların önceden soruşturulması ve tespiti ile bazı kayıt ve belgelerin getirtilmesine ihtiyaç duyuyorsa, bunun sağlanması için, bir hafta içinde kendisini görevlendiren mahkemeye bilgi verir ve talepte bulunur." düzenlemesi bulunmaktadır Yine anılan 1. madde maddesinde Mahkemenin, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, Mahkemenin yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabileceği hükmü yer almaktadır HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Mahkemelerce bilirkişi incelemesi yaptırılan uyuşmazlıklarda bilirkişi raporu esas alınarak karar verilmesi durumunda, raporun hukuki ve teknik açıdan ayrıca bir analizinin yapılması ve buna göre bir sonuca ulaşılması zorunlu olup, bu bağlamda; bilirkişilerce ayrıntılı teknik araştırma ve irdeleme yapılmak suretiyle bilimsel ve objektif kriterler açıklanarak uyuşmazlığın özüne göre yeterlilik ve/veya yetersizlik tespitlerine yer verilmesi gerektiği açıktır Bilirkişilik Yönetmeliği ve Diğer Düzenlemeler Bilirkişilik Yönetmeliği, bilirkişilerin görevlendirilmesi, çalışma usul ve esasları, raporun hazırlanması ve değerlendirilmesi gibi konularda detaylı düzenlemeler içerir. Yönetmelik, bilirkişinin bağımsız, tarafsız ve objektif olarak görevini yerine getirmesi gerektiğini vurgular. Ayrıca, bilirkişinin hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamayacağını da açıkça belirtir. BİLİRKİŞİLİK YÖNETMELİĞİ Bilirkişi raporu Madde 55... : (4) Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. Bilirkişinin oy ve görüşünün değerlendirilmesi BİLİRKİŞİLİK YÖNETMELİĞİ İKİNCİ BÖLÜM Temel ve Etik İlkeler Temel ilkeler Madde 5 : (1) Bilirkişi, görevini dürüstlük kuralları çerçevesinde bağımsız, tarafsız ve objektif olarak yerine getirir. (2) Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. (3) Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (4) Bilirkişi, kendisine tevdi olunan görevi bizzat yerine getirmekle yükümlü olup, görevinin icrasını kısmen yahut tamamen başka bir kimseye devredemez. (5) Bilirkişi, görevi sebebiyle kendisine tevdi edilen bilgi ve belgelerin veya öğrendiği sırların gizliliğini sağlamakla ve korumakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, bilirkişilik görevi sona erdikten sonra da devam eder. (6) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren sorun açıkça belirtilmeden ve inceleme yaptırılacak konunun kapsamı ile sınırları açıkça gösterilmeden bilirkişi görevlendirilemez. (7) Aynı konuda bir kez rapor alınması esastır. Ancak rapordaki eksiklik veya belirsizliğin giderilmesi için ek rapor istenebilir. (8) UYAP ile bu Sisteme entegre bilişim sistemleri veya yazılımlar vasıtasıyla ulaşılabilen bilgiler veya çözülebilen sorunlar için bilirkişiye başvurulamaz. Etik ilkelerin kapsamı ve etik ilkelere bağlılık Bilirkişi Raporu Alınması Zorunlu Alanlar Tablosu Aşağıdaki tablo, bilirkişi raporu alınmasının zorunlu olduğu veya sıklıkla başvurulduğu alanları özetlemektedir: Alan Hukuki Dayanak Örnek Durumlar Bilirkişi Türü Adli Tıp CMK m. 75, 86 Beden muayenesi, vücuttan örnek alma, ölüm nedeni tespiti Hekim, Adli Tıp Uzmanı Akıl Hastalığı CMK (Ceza Genel Kurulu İçtihatları) Sanığın cezai ehliyetinin tespiti Psikiyatrist Sahtecilik CMK (Ceza Genel Kurulu İçtihatları) Para, belge veya imza sahteciliği Grafolog, Kriminalistik Uzmanı Moleküler Genetik İnceleme CMK (Ceza Genel Kurulu İçtihatları) DNA analizi, babalık tespiti Genetik Uzmanı Teknik Hesaplamalar HMK m. 266 İnşaat kusurları, trafik kazası kusur oranları, mühendislik hesapları İnşaat Mühendisi, Makine Mühendisi, Trafik Uzmanı Değer Tespiti HMK m. 266 Taşınmaz/taşınır mal değerlemesi, kamulaştırma bedeli Gayrimenkul Değerleme Uzmanı, Eksper Muhasebe ve Finans HMK m. 266 Ticari defter incelemesi, şirket değerlemesi, vergi incelemesi Mali Müşavir, Yeminli Mali Müşavir Tıbbi Malpraktis HMK m. 266 Hekim hatası iddiaları, tedavi süreçlerinin değerlendirilmesi İlgili Branş Hekimi Bilişim Suçları CMK m. 63 Dijital delil incelemesi, siber güvenlik analizi Bilişim Uzmanı Fikri ve Sınai Haklar HMK m. 266 Marka, patent, telif hakkı ihlalleri Fikri Mülkiyet Uzmanı Sonuç / Özet Bilirkişi raporu, Türk hukukunda çözümü özel veya teknik bilgi gerektiren konularda mahkemelerin başvurmak zorunda olduğu veya sıklıkla başvurduğu bir delil türüdür. Özellikle Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında beden muayenesi, vücuttan örnek alınması, ölünün kimliğini belirleme ve adli muayene gibi konularda hekim bilirkişi raporu alınması zorunludur. Ceza Genel Kurulu içtihatları da akıl hastalığı, parada sahtecilik ve moleküler genetik inceleme gibi alanlarda bilirkişi raporunun zorunluluğunu vurgulamaktadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında ise teknik hesaplamalar, değer tespitleri, inşaat kusurları ve tıbbi malpraktis gibi konularda bilirkişi incelemesi büyük önem taşır. Bilirkişi raporunun gerekçeli, açık ve denetime elverişli olması, hukuki nitelendirme ve değerlendirmeler içermemesi esastır. Mahkemeler, bilirkişi raporunu diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirerek karar verirler.
- Bilirkişi Raporunda Hukuki Nitelendirme Yasağı ve Sınırları
Bilirkişi raporunun hukuki nitelendirme yapması, Türk hukuk sisteminde kesinlikle mümkün değildir . Bu durum, bilirkişilik kurumunun temel ilkelerinden biri olup, hem kanunlarda hem de ilgili yönetmeliklerde açıkça belirtilmiştir. Bilirkişinin görevi, çözümü özel veya teknik bilgi gerektiren hususlarda mahkemeye yardımcı olmakla sınırlıdır; hukuki değerlendirme ve nitelendirme yapmak, münhasıran hâkimin yetkisindedir. Bilirkişi Raporu- Yasal Düzenlemeler Bilirkişinin hukuki nitelendirme yapamayacağına dair temel düzenlemeler, Bilirkişilik Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ve Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ile Bilirkişilik Yönetmeliği ve Sigorta Tahkim Komisyonu Bilirkişilik Yönetmeliği gibi ikincil mevzuatta yer almaktadır. Bilirkişilik Kanunu 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun "Temel ilkeler" başlıklı 3. maddesinin 2. fıkrası bu konuyu net bir şekilde ifade etmektedir: BİLİRKİŞİLİK KANUNU Temel ilkeler Madde 3 : (2) Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=6754&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 Bu madde, bilirkişinin görev alanını açıkça sınırlamakta ve hukuki nitelendirme yapmasını yasaklamaktadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Bilirkişi açıklamalarının tespiti ve rapor" başlıklı 279. maddesinin 4. fıkrası da aynı ilkeyi benimsemiştir: HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU Bilirkişi açıklamalarının tespiti ve rapor Madde 279 : (4) (Değişik: 3/11/2016-6754/54 md.) Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hâkim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=6100&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 Bu düzenleme, bilirkişinin hem yazılı raporunda hem de sözlü açıklamalarında hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerden kaçınması gerektiğini vurgulamaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Bilirkişi raporu, uzman mütalaası" başlıklı 67. maddesinin 3. fıkrası da benzer bir hüküm içermektedir: CEZA MUHAKEMESİ KANUNU uzman mütalaası Madde 67 : (3) (Değişik: 3/11/2016-6754/45 md.) Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hâkim tarafından yapılması gereken hukukî nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=5271&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5 Ceza yargılamasında da bilirkişinin görevi, teknik ve özel bilgi gerektiren hususlarla sınırlıdır. Yönetmelikler İkincil mevzuat da bu ilkeyi pekiştirmektedir: Bilirkişilik Yönetmeliği Madde 55/4: BİLİRKİŞİLİK YÖNETMELİĞİ Bilirkişi raporu Madde 55... : (4) Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=23818&mevzuatTur=7&mevzuatTertip=5 Sigorta Tahkim Komisyonu Bilirkişilik Yönetmeliği Madde 27/5: SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU BİLİRKİŞİLİK YÖNETMELİĞİ Bilirkişi raporu Madde 27... : (5) Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=33728&mevzuatTur=7&mevzuatTertip=5 Bu düzenlemeler, bilirkişinin görev alanının sınırlarını açıkça çizmekte ve hukuki nitelendirme yapmasını engellemektedir. Yargı Kararları ve İçtihatlar Yargıtay ve Danıştay gibi yüksek mahkemeler de kararlarında bu ilkeyi sürekli olarak vurgulamaktadır. Bilirkişi raporlarının hukuki nitelendirme içermemesi gerektiği, yargılamanın temel prensiplerinden biri olarak kabul edilmektedir. Hukuk Genel Kurulu'nun bir kararında bu durum şu şekilde ifade edilmiştir: Hukuk Genel Kurulu 2021/44 E. , 2022/1401 K. Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz Bir başka anlatımla bilirkişiler hâkimin yapması gereken hukukî nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz Yalnızca verilen işi özel ve teknik bilgi dâhilinde incelemekle görevlidirler 21. Nitekim bu özelliğinden dolayı bilirkişi raporu kavramı, Türk Hukuk Lûgatında; “Bilirkişinin hukuki değerlendirmeleri içermeyecek şekilde davanın çözümlenmesinde gereken teknik konulardaki açıklamalarını içeren mahkemeye sunduğu metindir Bilirkişi raporu mahkemenin uyuşmazlığı çözerken kullandığı kanıtlardan biri olup yargıç, bilirkişinin oy ve görüşünü öteki kanıtlarla birlikte serbestçe araştırır” şeklinde açıklanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, ... 2021, s. 164). İçtihatın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz. Hukuk Genel Kurulu 2021/44 E. , 2022/1401 K. Yine Hukuk Genel Kurulu'nun başka bir kararında da aynı ilke tekrarlanmıştır: Hukuk Genel Kurulu 2022/327 E. , 2022/1496 K. Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz Hâkim raporu, sunulan bilimsel ya da teknik veriler çerçevesinde diğer delillerle birlikte serbestçe takdir eder Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz Bir başka anlatımla bilirkişiler hâkimin yapması gereken hukukî nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz Yalnızca verilen işi özel ve teknik bilgi dâhilinde incelemekle görevlidirler 29. Bir uyuşmazlıkta hâkim özel ve teknik bilgiye üç durumda ihtiyaç duyabilir İçtihatın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz. Hukuk Genel Kurulu 2022/327 E. , 2022/1496 K. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi de bilirkişi raporunun hukuki değerlendirmeleri içermeyecek şekilde teknik konulardaki açıklamaları içermesi gerektiğini belirtmiştir: T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 35. HUKUK DAİRESİ Kanun'daki bu anlatımdan da hareketle bilirkişi raporu; bilirkişinin, hukuki değerlendirmeleri içermeyecek şekilde davanın çözümlenmesinde gereken teknik konulardaki açıklamalarını içeren mahkemeye sunduğu metindir İçtihatın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz. T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 35. HUKUK DAİRESİ Danıştay 13. Daire Başkanlığı da bilirkişinin delilleri takdir yetkisinin bulunmadığını, bu yetkinin yalnızca hakime ait olduğunu ve bilirkişi raporunun ancak davaya konu alanın somut özelliklerini ortaya koyduğu ölçüde dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştır: Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2020/2491 E. , 2021/310 K. Metin İçerisinde Göster Bilirkişi, Mahkemece tespit edilmiş olan vakıalar hakkında görüş bildirir Bilirkişinin delilleri takdir yetkisi bulunmamakta olup, delilleri takdir yetkisi yalnızca hakime aittir (Kuru, s. 2738) Başka bir anlatımla, bilirkişi raporu Mahkemece serbestçe değerlendirilir ve raporda yer verilen maddî vakıalara yönelik tespitler ve bunların anlamına dair açıklamalar çerçevesinde hükme esas alınır Keşif ve bilirkişi incelemesine yönelik ilkelerle davaya konu uyuşmazlık birlikte değerlendirildiğinde, keşif ve bilirkişi incelemesine konu husus, davaya konu alanın maddî özelliklerinin belirlenmesidir Dolayısıyla, keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda ortaya çıkan raporun ancak davaya konu alanın somut özelliklerini ortaya koyduğu ölçüde dikkate alınması; somut özelliklerle bunun mevzuattaki karşılığının bilirkişi tarafından değil Mahkemece değerlendirilmesi ve bir sonuca bağlanması gerekir İçtihatın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz. Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2020/2491 E. , 2021/310 K. Bilirkişinin Görev Alanı ve Hâkimin Rolü Bilirkişinin görevi, çözümü uzmanlık, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlarda, yani maddi vakıaların tespiti ve bu vakıaların teknik açıdan yorumlanması ile sınırlıdır. Örneğin, bir inşaatın teknik standartlara uygun olup olmadığı, bir belgedeki imzanın sahte olup olmadığı, bir trafik kazasının oluş şekli gibi konularda bilirkişi görüşüne başvurulur. Ancak, bu teknik tespitler ve yorumlar üzerinden bir hukuki sonuç çıkarmak, yani "bu durum sözleşmeye aykırıdır", "bu eylem suç teşkil eder" veya "bu zarar tazmin edilmelidir" gibi hukuki nitelendirmeler yapmak hâkimin görevidir . Hâkim, bilirkişi raporunu diğer tüm delillerle birlikte serbestçe değerlendirir ve hukuki bilgi ve tecrübesiyle uyuşmazlığı çözüme kavuşturur. Bilirkişi raporu, hâkimi bağlayıcı nitelikte değildir. Sonuç / Özet Türk hukukunda bilirkişi raporunun hukuki nitelendirme ve değerlendirme yapması kesinlikle yasaktır . Bilirkişinin görevi, çözümü uzmanlık, özel veya teknik bilgi gerektiren hususlarda mahkemeye yardımcı olmakla sınırlıdır. Hukuki nitelendirme ve değerlendirme yetkisi, münhasıran hâkime aittir. Bu ilke, yargılamanın tarafsızlığını, bağımsızlığını ve hâkimin hukuk bilgisinin üstünlüğünü korumak amacıyla getirilmiştir. Bilirkişi raporunda hukuki nitelendirme yapılması, raporun hükme esas alınmasını engelleyebilir ve hatta raporun yeniden düzenlenmesini gerektirebilir.
- Bilirkişi Nedir? Türk Hukukunda Bilirkişilik, Görevleri ve Rapor Süreci
Bilirkişi nedir, bilirkişi; hukuki uyuşmazlıkların çözümünde özel veya teknik bilgi gerektiren konularda mahkemeye, Cumhuriyet savcısına veya diğer yetkili mercilere oy ve görüşünü sunan kişidir. Bilirkişilik kurumu, yargılama sürecinde hâkimin genel hukuk bilgisiyle çözemeyeceği, ancak uzmanlık gerektiren hususlarda doğru ve adil bir karar verebilmesi için önemli bir role sahiptir. Türk hukuk sisteminde bilirkişilik, temel olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK), 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ve 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu ile düzenlenmiştir. Bu kanunlar, bilirkişinin atanması, nitelikleri, görev ve sorumlulukları ile raporlarının hazırlanması ve değerlendirilmesi gibi hususları detaylandırmaktadır. Bilirkişi Nedir? Bilirkişinin Tanımı ve Amacı Bilirkişilik Kanunu'nun 2. maddesi, bilirkişiyi şu şekilde tanımlamaktadır: BİLİRKİŞİLİK KANUNU Tanımlar MADDE 2- (1) Bu Kanunun uygulanmasında; b) Bilirkişi: Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde oy ve görüşünü sözlü veya yazılı olarak vermesi için başvurulan gerçek veya özel hukuk tüzel kişisini, ifade eder. Bu tanım, bilirkişinin temel işlevini açıkça ortaya koymaktadır: uzmanlık, özel veya teknik bilgi gerektiren konularda yargı mercilerine yardımcı olmak. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da bilirkişi incelemesinin esasını, uyuşmazlığın çözümünde gerekli olan özel veya teknik bilgiyi dava dosyasına temin etmek olarak belirtmiştir. Hukuk Genel Kurulu 2017/30 E. , 2021/718 K. Bilirkişi incelemesinin esası; uyuşmazlığın çözümünde gerekli olan özel veya teknik bilgiyi dava dosyasına temin etmektir. 6754 sayılı BK’nın 2/1-b maddesi uyarınca bilirkişi; çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde oy ve görüşünü sözlü veya yazılı olarak vermesi için başvurulan gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olarak tanımlanmıştır Bu bağlamda hâkim, hukuk bilgisi dışında kalan ve niteliği gereği özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususları, alanında uzman kişi veya kişiler aracılığıyla inceleyecek ve elde edilen bilgi ile yapılacak değerlendirme sonucu karar tesisi için gereken kanaate ulaşabilecektir Bilirkişiye Başvurulmasını Gerektiren Haller Hem HMK hem de CMK, bilirkişiye başvurulacak durumları benzer şekilde düzenlemiştir. HMK Madde 266'ya göre: HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller MADDE 266- (1) Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. (Değişik cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (Ek cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez. CMK Madde 63'e göre: CEZA MUHAKEMESİ KANUNU Bilirkişinin atanması Madde 63 – (1) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re'sen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar verilebilir. (Değişik cümle: 3/11/2016-6754/42 md.) Ancak, genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (Ek cümle: 3/11/2016-6754/42 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez. Bu maddelerden anlaşıldığı üzere, genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler de hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduklarını belgelendirmedikçe bilirkişi olarak görevlendirilemezler. Bilirkişinin Nitelikleri ve Atanması Bilirkişiler, Bilirkişilik Kanunu ve ilgili yönetmelikler çerçevesinde belirlenen niteliklere sahip olmalıdır. CMK Madde 64'e göre bilirkişiler, bölge adliye mahkemelerinin yargı çevreleri esas alınarak bilirkişilik bölge kurulu tarafından hazırlanan listede yer alan kişiler arasından seçilir. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU Bilirkişi olarak atanabilecekler Madde 64 – (1) (Değişik: 3/11/2016-6754/43 md.) Bilirkişiler, bölge adliye mahkemelerinin yargı çevreleri esas alınmak suretiyle bilirkişilik bölge kurulu tarafından hazırlanan listede yer alan kişiler arasından seçilir. Ancak, kendi bölge listesinde ilgili uzmanlık alanında bilirkişi olmasına rağmen, diğer bir bölgedeki bilirkişinin, görevlendirme yapılan yere daha yakın bir mesafede bulunması durumunda, bu listeden de görevlendirme yapılabilir. (2) (Değişik: 3/11/2016-6754/43 md.) Bölge kurulunun hazırladığı listede bilgisine başvurulacak uzmanlık dalında bilirkişi bulunmaması hâlinde, diğer bölge kurullarının listelerinden, burada da bulunmaması hâlinde, Bilirkişilik Kanununun 10 uncu maddesinin (d), (e) ve (f) bentleri hariç birinci fıkrasında yer alan şartları da taşımak kaydıyla listelerin dışından bilirkişi görevlendirilebilir. Listelerin dışından görevlendirilen bilirkişiler, bölge kuruluna bildirilir. Bilirkişilik Yönetmeliği'nin 79. maddesi, bilirkişilik faaliyetinde bulunacak gerçek kişilerde aranan şartları detaylandırmaktadır. Bu şartlar arasında belirli suçlardan mahkûm olmamak, terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı olmamak, meslekten veya memuriyetten çıkarılmamış olmak ve belirli bir alanda en az beş yıl fiilen çalışmış olmak gibi kriterler bulunmaktadır. Bilirkişiler, görevlerine başlamadan önce yemin etmekle yükümlüdürler. CMK Madde 64/5'e göre: CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (5) Listelere kaydedilen bilirkişiler, bilirkişilik bölge kurulu veya bulunduğu yer il adlî yargı adalet komisyonu huzurunda "Görevimi adalete bağlı kalarak, bilim ve fenne uygun olarak, tarafsızlıkla yerine getireceğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim." sözlerini tekrarlayarak yemin ederler. Bu bilirkişilere görevlendirildikleri her işte yeniden yemin verilmez. Bilirkişinin Görev ve Sorumlulukları Bilirkişinin temel ilkeleri Bilirkişilik Kanunu Madde 3'te düzenlenmiştir: BİLİRKİŞİLİK KANUNU Temel ilkeler MADDE 3- (1) Bilirkişi, görevini dürüstlük kuralları çerçevesinde bağımsız, tarafsız ve objektif olarak yerine getirir. (2) Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. (3) Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (4) Bilirkişi, kendisine tevdi olunan görevi bizzat yerine getirmekle yükümlü olup, görevinin icrasını kısmen yahut tamamen başka bir kimseye devredemez. (5) Bilirkişi, görevi sebebiyle kendisine tevdi edilen bilgi ve belgelerin veya öğrendiği sırların gizliliğini sağlamakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, bilirkişilik görevi sona erdikten sonra da devam eder. (6) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren sorun açıkça belirtilmeden ve inceleme yaptırılacak konunun kapsamı ile sınırları açıkça gösterilmeden bilirkişi görevlendirilemez. (7) Aynı konuda bir kez rapor alınması esastır; ancak rapordaki eksiklik veya belirsizliğin giderilmesi için ek rapor istenebilir. (8) Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi ile bu Sisteme entegre bilişim sistemleri veya yazılımlar vasıtasıyla ulaşılabilen bilgiler veya çözülebilen sorunlar için bilirkişiye başvurulamaz. Bu ilkeler, bilirkişinin bağımsızlık, tarafsızlık, objektiflik, gizlilik ve görevi bizzat yerine getirme yükümlülüklerini vurgulamaktadır. Bilirkişi, raporunda hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz; bu, hâkimin görevidir. Bilirkişi Raporu Bilirkişi, incelemeleri sonucunda elde ettiği bulguları ve vardığı sonuçları bir rapor halinde sunar. Bu raporun içeriği ve sunulma şekli HMK Madde 279 ve CMK Madde 67'de düzenlenmiştir. HMK Madde 279'a göre: HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU Bilirkişi açıklamalarının tespiti ve rapor Madde 279 : (1) Mahkeme, bilirkişinin oy ve görüşünü yazılı veya sözlü olarak bildirmesine karar verir. (2) Raporda, tarafların ad ve soyadları, bilirkişinin görevlendirildiği hususlar, gözlem ve inceleme konusu yapılan maddi vakıalar, gerekçe ve varılan sonuçlarla, bilirkişiler arasında görüş ayrılığı varsa, bunun sebebi, düzenlenme tarihi ve bilirkişi ya da bilirkişilerin imzalarının bulunması gerekir. Azınlıkta kalan bilirkişi, oy ve görüşünü ayrı bir rapor hâlinde de mahkemeye sunabilir. (3) Mahkeme, bilirkişinin oy ve görüşünü sözlü olarak açıklamasına karar verirse, bilirkişinin açıklamaları tutanağa geçirilir ve tutanağın altına bilirkişinin de imzası alınır. Kurul hâlinde görevlendirme söz konusu ise bilirkişilerin bilgilerine başvurulan hususu hemen aralarında müzakere etmelerine imkân tanınır ve müzakere sonucunda açıklanan oy ve görüş, tutanakla tespit edilip; tutanağın altı, bilirkişilere imza ettirilir. (4) (Değişik: 3/11/2016-6754/54 md.) Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hâkim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. CMK Madde 67'ye göre: CEZA MUHAKEMESİ KANUNU Bilirkişi raporu, uzman mütalaası Madde 67 : (1) İncelemeleri sona erdiğinde bilirkişi yaptığı işlemleri ve vardığı sonuçları açıklayan bir raporu, kendisinden istenen incelemeleri yaptığını ayrıca belirterek, imzalayıp ilgili mercie verir veya gönderir. Mühür altındaki şeyler de ilgili mercie verilir veya gönderilir ve bu husus bir tutanağa bağlanır. (2) Birden çok atanmış bilirkişiler değişik görüşleri yansıtmışlarsa veya bunların ortak sonuçlar üzerinde ayrık görüşleri varsa, bu durumu gerekçeleri ile birlikte rapora yazarlar. (3) (Değişik: 3/11/2016-6754/45 md.) Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hâkim tarafından yapılması gereken hukukî nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. Raporun somut bilgi ve belgeye dayanması, tarafların ve hâkimin denetimine açık olması, değerlendirmelerin ve gerekçelerin şüpheye yer vermeyecek mahiyette olması ve hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerektiği Danıştay içtihatlarında da vurgulanmıştır. Danıştay 15. Daire Başkanlığı 2015/3257 E. , 2018/2517 K. Bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişinin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuz olup, bilirkişi tarafından düzenlenen raporun da somut bilgi ve belgeye dayanması, tarafların ve hakimin denetimine açık, değerlendirmelerin ve gerekçelerin şüpheye yer vermeyecek mahiyette ve rapor içeriğinin de hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir Bilirkişi Raporunun Değerlendirilmesi ve İtiraz Mahkeme, bilirkişi raporunu diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Raporun yeterince açıklayıcı olmadığına veya çelişkili bulunduğuna kanaat getiren mahkeme, aynı bilirkişiden/bilirkişi heyetinden ek rapor isteyebileceği gibi, yeni bir bilirkişi/bilirkişi heyeti belirleyerek tekrar bilirkişi incelemesi de yaptırabilir. Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/3989 E. , 2024/3039 K. Bir uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için hukuk dışında, özel veya teknik bir bilginin gerekmesi halinde konunun uzmanı olan bilirkişilerin görüşlerinin alınması ve bu vesile ile uyuşmazlığın en doğru şekilde çözüme kavuşturulması amaçlanmaktadır Bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda sahip oldukları özel ve teknik bilgiye dayanarak vermiş oldukları bilirkişi raporu aracılığıyla hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak mümkün olmaktadır Her ne kadar söz konusu hallerde bilirkişinin görüşünün alınması hukuki bir zorunluluk ise de, bu durum, mahkemece her hal ve şartta rapora bağlı kalınmasının mecburi olduğu anlamına gelmemektedir Raporun yeterince açıklayıcı olmadığına veya çelişkili bulunduğuna kanaat getiren mahkeme, aynı bilirkişiden/bilirkişi heyetinden ek rapor isteyebileceği gibi, yeni bir bilirkişi/bilirkişi heyeti belirleyerek tekrar bilirkişi incelemesi de yaptırabilir Taraflar, bilirkişi raporunun kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların tamamlanmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında açıklama yapılmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler (HMK Madde 281). Bilirkişinin Cezai ve Hukuki Sorumluluğu Bilirkişi, Türk Ceza Kanunu anlamında kamu görevlisidir. Bilirkişilik Yönetmeliği Madde 58'e göre, kasten gerçeğe aykırı mütalaada bulunması halinde Türk Ceza Kanunu'nun 276. maddesi uyarınca sorumlu tutulur. Ayrıca, kasten veya ağır ihmal suretiyle düzenlemiş olduğu gerçeğe aykırı raporun hükme esas alınması sebebiyle zarar görmüş olanlar, bu zararın tazmini için Devlete karşı tazminat davası açabilirler ve Devlet, ödediği tazminat için sorumlu bilirkişiye rücu eder. Sonuç / Özet Bilirkişi, yargılama sürecinde özel veya teknik bilgi gerektiren konularda mahkemelere ve diğer yetkili mercilere yardımcı olan, bağımsız, tarafsız ve objektif bir uzmandır. Görevi, hukuki nitelendirme ve değerlendirme yapmak değil, uzmanlık alanına giren konularda bilimsel ve teknik görüş sunmaktır. Bilirkişiler, belirli niteliklere sahip olmalı, yemin etmeli ve görevlerini dürüstlük kuralları çerçevesinde yerine getirmelidirler. Hazırladıkları raporlar, mahkeme tarafından diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirilir ve tarafların itiraz hakkı bulunmaktadır. Bilirkişiler, görevlerini kötüye kullanmaları halinde cezai ve hukuki sorumlulukla karşı karşıya kalabilirler.
- Ofiste Gizli Kamera Tespit: Aslan Kriminal ile Kesin Çözüm!
Gizli Kamera Tehdidi: İş Dünyasında Yeni Bir Risk-Ofiste Gizli Kamera Tespit Günümüzde teknolojinin ilerlemesiyle birlikte, casus cihazlar (gizli kameralar, dinleme cihazları ve GPS takipçileri) o kadar küçüldü ki, onları tespit etmek neredeyse imkânsız hale geldi. Özellikle iş yerleri , bu tür cihazların hedefinde olabiliyor. Peki neden bir ofis hedef alınır? Ticari Sırların Çalınması: Toplantı odalarında yapılan kritik görüşmelerin veya Ar-Ge çalışmalarının kaydedilmesi. Yönetici ve Çalışan Takibi: Çalışan motivasyonunu düşüren ve hukuki riskler barındıran yasa dışı gözetleme. İtibar Kaybı: Gizlilik ihlali skandallarının şirketin kamuoyu nezdindeki güvenilirliğine zarar vermesi. Gizli bir kameranın veya dinleme cihazının varlığı şüphesi bile, çalışanlar arasında güvensizlik ve tedirginlik yaratarak iş verimini ciddi anlamda düşürebilir. Gizli Kamera Tespiti Nedir ve Neden Profesyonel Yardım Gerekir? Gizli kamera tespiti, teknik adıyla "TSCM (Technical Surveillance Counter Measures - Teknik Gözetlemeye Karşı Önlemler)" , profesyonel cihazlar ve uzman ekipler kullanılarak yapılan detaylı bir arama ve inceleme sürecidir. 🔍 Neden Kendi İmkanlarınızla Yapamıyorsunuz? Piyasada satılan ucuz dedektörler genellikle Wi-Fi, Bluetooth veya radyo frekansı yayan aktif cihazları bulabilir. Ancak: Kayıt Yapan (Pasif) Cihazlar: Kayıt yapıp daha sonra alınmak üzere bırakılan, sinyal yaymayan cihazları tespit edemezler. Kablolu Kameralar: Enerji hatları üzerinden çalışan veya kablolu ağlara bağlı olan sistemleri gözden kaçırırlar. Karmaşık Alanlar: Ofisler prizler, havalandırma sistemleri, duman dedektörleri, lamba armatürleri gibi yüzlerce potansiyel gizlenme noktasına sahiptir. Aslan Kriminal olarak biz, elektromanyetik spektrum analizörleri, termal kameralar, Non-Linear Junction Dedektörleri (NLJD) gibi askeri standartlarda ekipmanlar kullanarak, kapalı/açık, aktif/pasif fark etmeksizin tüm casus cihazları kesin olarak tespit ederiz. Aslan Kriminal: Ofis Güvenliğinizin Garanti Adresi Aslan Kriminal , alanında uzmanlaşmış dedektifler ve hukuki süreçlere hakim danışmanlardan oluşan kadrosuyla, size sadece bir tespit hizmeti değil, aynı zamanda hukuki güvence sunar. ⚡ Hızlı ve Gizli Müdahale: İş akışınızı aksatmayacak şekilde, istediğiniz saatte (mesai saatleri dışında dahil) ve mutlak gizlilikle hareket ederiz. 📋 Detaylı Raporlama: Tespit edilen cihazların türü, konumu ve potansiyel tehdit seviyesi hakkında size delil niteliğinde bir rapor sunulur. Bu rapor, olası hukuki süreçlerde kanıt olarak kullanılabilir. 🛡️ Koruyucu Danışmanlık: Arama sonrası, ofisinizin güvenlik zafiyetlerini belirler ve gelecekteki olası tehditlere karşı alınması gereken kalıcı önlemler konusunda profesyonel danışmanlık sağlarız. 📝 Özet ve Sonuç Ofiste Gizli Kamera Tespit ile iş yerinizdeki gizliliğin ve güvenin tehlike altında olduğunu düşünüyorsanız, kişisel çabalarla risk almayın. Gizli kamera ve dinleme cihazlarının tespiti, yüksek teknolojili ekipman ve tecrübeye dayanan profesyonel bir iştir. Aslan Kriminal olarak, ofisinizin duvarları arasındaki sırların güvende kalmasını sağlamak için hazırız. Gizliliğiniz, işinizin geleceğidir. Hemen şimdi profesyonel ofis güvenlik danışmanlığı için bize ulaşın ve güvenli bir çalışma ortamına adım atın!
- Dijital Materyal İncelemesi Nedir? CMK 134 Kapsamı ve Yargıtay Kararlarıyla Adli Bilişim Süreci
Dijital materyal incelemesi, adli bilişim alanında yürütülen, elektronik ortamda bulunan verilerin toplanması, analiz edilmesi ve hukuki delil olarak kullanılması süreçlerini kapsayan önemli bir faaliyettir. Bu incelemeler, özellikle bilişim suçları ve diğer suç türlerinde dijital delillerin elde edilmesi ve değerlendirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Dijital materyal incelemesi, Türk hukuk sisteminde Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) başta olmak üzere çeşitli mevzuatlarla düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler, dijital delillerin hukuka uygun bir şekilde elde edilmesi, saklanması ve yargılamada kullanılması için gerekli usul ve esasları belirler. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU Madde 134 – (1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması halinde, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilir. (Ek üç cümle: 25/7/2018-7145/16 md.) Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlar yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulur. Hâkim kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde çıkarılan kopyalar ve çözümü yapılan metinler derhâl imha edilir. (2) Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması ya da işlemin uzun sürecek olması halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir. Şifrenin çözümünün yapılması ve gerekli kopyaların alınması halinde, elkonulan cihazlar gecikme olmaksızın iade edilir. (3) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoyma işlemi sırasında, sistemdeki bütün verilerin yedeklemesi yapılır. (4) Üçüncü fıkraya göre alınan yedekten bir kopya çıkarılarak şüpheliye veya vekiline verilir ve bu husus tutanağa geçirilerek imza altına alınır. (5) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoymaksızın da, sistemdeki verilerin tamamının veya bir kısmının kopyası alınabilir. Kopyası alınan veriler kâğıda yazdırılarak, bu husus tutanağa kaydedilir ve ilgililer tarafından imza altına alınır. Bu madde, dijital materyaller üzerinde arama, kopyalama ve el koyma işlemlerinin hangi şartlarda ve nasıl yapılacağını açıkça düzenlemektedir. Özellikle, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması halinde bu tedbirlere başvurulabileceği belirtilmiştir. Ayrıca, Cumhuriyet savcısının kararlarının 24 saat içinde hâkim onayına sunulması zorunluluğu, bu tür işlemlerin hukuki güvence altında yapılmasını sağlamaktadır. Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği de bu konuda detaylı düzenlemeler içermektedir. ADLÎ VE ÖNLEME ARAMALARI YÖNETMELİĞİ Madde 17 : (Danıştay İDDK’nın 23/1/2025 tarihli ve YD İtiraz No: 2024/629 sayılı kararıyla yürütmesi durdurulan fıkra: Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması hâlinde, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine hâkim tarafından karar verilir. ) Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması hâlinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir. Şifrenin çözümünün yapılması ve gerekli kopyaların alınması hâlinde, elkonulan cihazlar gecikme olmaksızın iade edilir. Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoyma işlemi sırasında, sistemdeki bütün verilerin yedeklemesi yapılır. Bu işlem, bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütükleri ile çıkarılabilir donanımları hakkında da uygulanır. (Değişik ibare:RG-29/4/2016-29698) Üçüncü fıkraya göre alınan yedekten elektronik ortamda bir kopya çıkarılarak şüpheliye veya vekiline verilir ve bu husus tutanağa geçirilerek imza altına alınır. Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoymaksızın da, sistemdeki verilerin tamamının veya bir kısmının kopyası alınabilir. Kopyası alınan verilerin mahiyeti hakkında tutanak tanzim edilir ve ilgililer tarafından imza altına alınır. Bu tutanağın bir sureti de ilgiliye verilir. Bu yönetmelik maddesi, CMK'nın 134. maddesini tamamlayıcı nitelikte olup, dijital materyallere el koyma ve inceleme süreçlerinin teknik detaylarını ve yedekleme gibi güvenceleri düzenlemektedir. Özellikle, el koyma sırasında sistemdeki tüm verilerin yedeklenmesi ve bir kopyasının şüpheliye veya vekiline verilmesi, delillerin bütünlüğünü koruma ve hukuka uygunluğu sağlama amacı taşır. Dijital Materyal İncelemesinin Kapsamı ve Süreci Dijital materyal incelemesi, genellikle aşağıdaki aşamalardan oluşur: El Koyma ve Koruma: Suçla ilgili olduğu düşünülen bilgisayarlar, cep telefonları, tabletler, harici diskler, USB bellekler gibi dijital materyallere hukuka uygun şekilde el konulur. El koyma sırasında, delillerin bozulmaması, değiştirilmemesi veya kaybolmaması için özel önlemler alınır. Bu aşamada, materyallerin "imajının" alınması, yani birebir kopyasının oluşturulması esastır. Bu, orijinal delilin zarar görmesini engeller ve incelemelerin kopya üzerinde yapılmasını sağlar. Analiz ve Çözümleme: El konulan veya imajı alınan dijital materyaller, adli bilişim uzmanları tarafından özel yazılımlar ve teknikler kullanılarak incelenir. Bu inceleme, silinmiş verilerin kurtarılması, şifreli dosyaların çözülmesi, iletişim kayıtlarının (e-posta, mesajlaşma uygulamaları) incelenmesi, internet geçmişi analizleri ve diğer dijital izlerin tespiti gibi faaliyetleri içerir. Adli Bilişim İhtisas Dairesi, bu tür incelemeleri gerçekleştiren önemli kurumlardan biridir. ADLÎ TIP KURUMU KANUNU UYGULAMA YÖNETMELİĞİ Madde 14 : /A – (Ek:RG-25/11/2016-29899) Adli Bilişim İhtisas Dairesi’nde uzman ya da mühendis bir başkan, yeteri kadar uzman, mühendis, tekniker ve yardımcı personel bulunur. Adli Bilişim İhtisas Dairesi aşağıdaki birim ve şubelerden oluşur: a) Veri inceleme şubesi, b) Mobil cihazlar inceleme şubesi, c) Kriptoloji ve elektronik cihazlar inceleme şubesi, d) Ses ve görüntü inceleme şubesi, e) ARGE şubesi, f) İş Tasnifi ve önceliği bürosu. Her şubede uzman ya da mühendis bir şube müdürü ile yeteri kadar personel bulunur. İş Tasnifi ve Önceliği Bürosu’nda yeteri kadar uzman, mühendis ile tekniker görev yapar. Adli Bilişim İhtisas Dairesi’nin görevleri ve çalışma usulleri şunlardır: a) Mahkemeler, hâkimlikler, Cumhuriyet Savcılıkları tarafından gönderilen bilişim suçları, ses ve görüntü analizi ile ilgili konularda gerekli incelemeleri yaparak sonucu bir raporla mahalline bildirir. b) Bilişim alanı ile ilgili teknik personel yetiştirilmesi ve yeterliliklerinin sınanması hususlarında faaliyet gösterir. c) Bilişim alanı ile ilgili her türlü yazılım ve donanım geliştirilmesi hususlarında projeler yürütür. d) İlgili şubelerde ekipler halinde çalışılır. Her bir ekibin liderinin uzman ya da mühendis olması esastır. Raporlama: İnceleme sonucunda elde edilen bulgular, detaylı bir rapor halinde düzenlenir. Bu rapor, incelenen materyallerin türünü, yapılan işlemleri, elde edilen verileri ve bu verilerin hukuki açıdan ne anlama geldiğini açıklar. Raporlar, mahkemeler, hâkimlikler ve Cumhuriyet savcılıkları tarafından delil olarak kullanılır. Yargıtay İçtihatları ve Uygulama Yargıtay kararları, dijital materyal incelemesinin hukuka uygunluğu ve delil değeri açısından önemli yol göstericidir. Özellikle CMK'nın 134. maddesinin uygulanması ve dijital delillerin elde edilme yöntemleri konusunda çeşitli içtihatlar bulunmaktadır. Ceza Genel Kurulu 2019/390 E. , 2019/586 K. Soruşturma aşamasında sanığın ikametinde ve iş yerinde yapılan arama işlemi sonucunda el konulan materyaller üzerindeki arama işleminin 1. madde maddesine aykırı yapılıp yapılmadığı, söz konusu materyaller üzerinde yapılan inceleme sonucu elde edilen delillerin CMK'nın 3. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hukuka aykırı delil niteliğinde olup olmadığı ve hükme esas alınıp alınamayacağının incelenmesi gerekmektedir Bilişim sistemlerinin kullanılmasındaki artışa paralel olarak daha çok bilişim sistemleri ve bu sistemlerde tutulan veriler, delil olarak kullanılmaya başlandığı için bu delillerin toplanmasında göz önünde bulundurulması gerekli olan kurallar düzenlenmeye başlanmıştır Bu kuralların gelişimi ile amacı bilimsel yöntemlerle dijital ortamlarda güvenilir deliller elde etmek olan “adli bilişim” bilimi ortaya çıkmıştır Bu içtihat, dijital delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilmesinin önemini vurgulamaktadır. Adli bilişim biliminin gelişimiyle birlikte, dijital delillerin toplanmasında bilimsel yöntemlere uygunluğun ve hukuki kurallara riayetin zorunluluğu ortaya konulmuştur. 16. Ceza Dairesi 2015/4672 E. , 2016/2330 K. CMK’nın 3. maddesi, dijital medyaların önce mahallinde incelenmesini, bilgisayar programlarına veya kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması halinde ise bilgisayarlara el konulmasını öngörmektedir Bu hüküm uygulamada bazı sıkıntılara yol açmaktadır Zira, bilgisayarda yerinde inceleme yapılması çoğu kez mümkün ve sıhhatli olmayıp, teknik yetersizliklerden dolayı imaj da alınamamaktadır Dijital delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edildiğinin kabul edilebilmesi bakımından bu nokta önemlidir Ceza muhakemesinde deliller kanuna uygun olmalı ve kanuna uygun yöntemlerle elde edilmelidir Adil yargılanmanın sağlanabilmesi, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında toplanan bulguların delil değeri taşıyabilmesi için, şüpheli veya sanıktan elde edilen dijital verilerin, yasa ile sınırları belirlenmiş teknik gerekliliklere uygun olarak toplanması ve sonucunda yargılama makamlarına eksiksiz, bozulmamış halde sunulması gerekmektedir Yasa koyucunun, CMK’nın 3. maddesini ayrıntılı olarak düzenlemesinin amacı da budur Dijital delillere harici müdahalenin teknik olarak mümkün olması, çoğu zaman kim tarafından hangi tarihte müdahale yapıldığının da belirlenememesi karşısında, güvenli bir şekilde el konulup incelenebilmesi için mahallinde imaj alındıktan sonra orijinal medyanın şüpheliye bırakılması gerekmekte ise de bu şart soruşturma yapan kolluk personelinin teknik yetersizliği, ekipman yokluğu, ortamın incelemeye elverişli olmaması gibi nedenlerle yerine getirilememektedir Bu karar, dijital delillerin elde edilmesinde karşılaşılan pratik sorunlara dikkat çekmekle birlikte, delillerin hukuka uygun ve bozulmamış bir şekilde toplanmasının adil yargılanma hakkı açısından kritik olduğunu belirtmektedir. Özellikle, mahallinde imaj alma ve orijinal medyanın şüpheliye bırakılması gibi ideal yöntemlerin teknik yetersizlikler nedeniyle her zaman uygulanamadığına değinilmiştir. Dijital Materyal İncelemesinin Önemi Dijital materyal incelemesi, modern suç soruşturmalarında vazgeçilmez bir araç haline gelmiştir. İnternet ve bilişim teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, suçluların da bu teknolojileri kullanması, dijital delillerin önemini artırmıştır. Bu incelemeler sayesinde: Suçun işleniş biçimi, failleri ve mağdurları hakkında önemli bilgiler elde edilebilir. Suç örgütlerinin yapısı ve faaliyetleri ortaya çıkarılabilir. Terör örgütlerinin iletişim ağları ve eylemleri deşifre edilebilir. Dolandırıcılık, siber saldırılar, çocuk istismarı gibi suçların aydınlatılması sağlanır. Ancak, dijital materyal incelemelerinin uzun sürebileceği ve yargılamayı geciktirebileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Bu durumda, dosyadaki diğer delillerin yeterliliği değerlendirilerek, yargılamanın sürüncemede kalmaması adına dijital materyal incelemesinin sonucunun beklenmesinden vazgeçilebileceği de Yargıtay kararlarında belirtilmiştir. 3. Ceza Dairesi 2021/17243 E. , 2023/3330 K. Dijital materyallerin inceleme sonucunun beklenmesinin yargılamaya etkisi hususunun değerlendirilmesi açısından; Siber Suçlar Şube Müdürlüğünün tüm mahkemelerce bilindiği üzere onbinlerce digital materyali incelemek üzere sırada beklettiği, esasen SİBER biriminin önce digital materyalden eksport (dışa aktarım) işlemini yapıp analiz için TEM şubeye gönderdiğinin bilindiği, TEM şubenin de kendisine gelen bilgiler üzerinede FETÖ/PDY terör örgütü bağlantısı konusunda inceleme yaptığı, benzer dosyalarda bu işlemlerin çok uzun süreler aldığı ve zorunluluk görünmüyorsa bu belgelerin ve delillerin beklenmesinden vazgeçilebileceği, dijital metaryellerin inceleme sonucunun beklenmesinden dosyadaki diğer delillerin değerlendirilmesinde hüküm tesisine elverişli nitelik taşıdıkları sabit olmakla ve bu kapsamda dosya yeterince aydınlandığından yargılamanın sürüncemede kalmaması bakımından CMK'nın 206/2-b maddesi gereğince vazgeçilmesine karar vermek gerekmiştir Sonuç / Özet Dijital materyal incelemesi, Ceza Muhakemesi Kanunu ve ilgili yönetmelikler çerçevesinde yürütülen, elektronik ortamdaki verilerin hukuki delil olarak elde edilmesi ve analiz edilmesi sürecidir. Bu süreç, suçların aydınlatılması ve adaletin sağlanması açısından kritik bir rol oynamaktadır. İncelemeler, el koyma, koruma, analiz ve raporlama aşamalarını içerir ve Adli Bilişim İhtisas Dairesi gibi uzman kurumlar tarafından gerçekleştirilir. Yargıtay içtihatları, dijital delillerin hukuka uygun elde edilmesi ve delil değeri taşıması konularında önemli prensipler belirlemiştir. Ancak, inceleme süreçlerinin uzunluğu nedeniyle yargılamanın sürüncemede kalmaması için bazı durumlarda inceleme sonucunun beklenmesinden vazgeçilebileceği de kabul edilmektedir.












